Evet, toplum denilen varlık erkeklere de büyük sorumluluklar yüklüyor, onlardan da çok şey bekliyor kabul ediyorum ama bunu yaparken onlara daha az zalim davranmıyor mu? Onlardan eve ekmek götürmelerini, tüm gün çalışmalarını, oğlan babası olmalarını, karısına-kızına toplum değer yargıları içinde sahip çıkmalarını bekliyor ki yemişim o çürümüş değer yargısını! Ve bazen erkekler daha cesur davranabiliyor. Herkesi karşısına alıp "Benim karıma-kızıma kimse laf edemez, ben onlara bir söz söylemiyorsam, ben onlara sizin tabirinizle izin veriyorsam; o zaman kapayın çenenizi!" diyebiliyor. Toplum denen varlık da madem öyle deyip bir kenara çekiliyor.
Ama kadında böyle olmuyor işte. Kadın bu kadar cesur olamıyor,diri diri evlilik denilen bir tabuta gömülüyor, çünkü kendi annesini görüyor, haklıyken haksız duruma düşürüldüğünü görüyor ve susuyor. Boynunu eğiyor, gözlerini kapıyor. Zaten kadına yüklenen görevler öyle ağır ki başını kaldıracak mecali kalmıyor. Kocası ne derse kabul etmesini, çocuklarını tek başına yetiştirmesini, kocasını bazen bir başkasıyla paylaşmasını, kan kussa da kızılcık şerbeti içtim demesini ve tüm bunlar olurken de " Aman kızım,kocandır bozma yuvanı çocuklarını düşün" diyen teyzelere tamam demesini bekliyor toplum ondan.
Cesaretini topluyor, önce kendi yakınlarına anlatıyor " ama bu adam beni aldatıyor " diyor ve cevabını alıyor, " hangimizin kocası aldatmıyor ki? Onlar birer heves, eninde sonunda o sana dönecek, hem çocukların babasız mı kalsın " deniliyor. Bu cevap karşısında eğer güçlü bir iradesi yoksa tekrar boynunu eğiyor. "çocuklarım" diyor.
İşte tüm bunlar çok daha ağır geliyor bana. Bir kadının tabir-i caizse evliliğinde işkence çekmesi ve "çocuklarım" diyerek boşanmak isteyememesi... Kadının mutsuz olması, çocukların mutsuz olması ve tüm bunlardan kocanın habersiz olması...
Kadın, böyle bir durumda boşanmayı kendine kabul ettiremezken, erkeğin en ufak bir sorunda " bir dakika ya ben boşanmak istiyorum" u kendi kendine söyleyebilmesi ve bunu derken kadının düşündüğü şeylerin aklının ucuna bile gelmemesi...
Elbette mutsuz bir evlilik varsa kadın ya da erkek bu evliliği sürdürmemeli. Çocuklar için sürdürülen bu evlilik asıl çocuklar için büyük bir yıkımdır. Daha sonra o çocukların hayatı, evlilikleri ve onların çocukları için birer yıkım... ama buna bir son verilmeli.Ya kadının omzuna binen yük erkeğin de omzuna binmeli ya da kadını bu yükten kurtarmalı
Belki de evlilikler çok daha bilinçli insanlar tarafından yapılmalı, evliliğin sadece bir evi paylaşmak olmadığı daha küçük yaştan çoçuklara anlatılmalı. Kız çocukları annelerini görüp "bana bunu yapmalarına izin vermeyeceğim" demeli. Bunun için ayaklarının üzerinde durmalı ve çabalamalı. Erkek çocuk annesinin halini görünce "benim annem bunları yaşamamalıydı, ben asla eşimi bu hallere sokmayacağım" demeli.
Kısaca iş sadece kadının bilinçlenmesinde bitmiyor. Kadın kadar erkek de bilinçlenmeli.
Ama kadında böyle olmuyor işte. Kadın bu kadar cesur olamıyor,diri diri evlilik denilen bir tabuta gömülüyor, çünkü kendi annesini görüyor, haklıyken haksız duruma düşürüldüğünü görüyor ve susuyor. Boynunu eğiyor, gözlerini kapıyor. Zaten kadına yüklenen görevler öyle ağır ki başını kaldıracak mecali kalmıyor. Kocası ne derse kabul etmesini, çocuklarını tek başına yetiştirmesini, kocasını bazen bir başkasıyla paylaşmasını, kan kussa da kızılcık şerbeti içtim demesini ve tüm bunlar olurken de " Aman kızım,kocandır bozma yuvanı çocuklarını düşün" diyen teyzelere tamam demesini bekliyor toplum ondan.
Cesaretini topluyor, önce kendi yakınlarına anlatıyor " ama bu adam beni aldatıyor " diyor ve cevabını alıyor, " hangimizin kocası aldatmıyor ki? Onlar birer heves, eninde sonunda o sana dönecek, hem çocukların babasız mı kalsın " deniliyor. Bu cevap karşısında eğer güçlü bir iradesi yoksa tekrar boynunu eğiyor. "çocuklarım" diyor.İşte tüm bunlar çok daha ağır geliyor bana. Bir kadının tabir-i caizse evliliğinde işkence çekmesi ve "çocuklarım" diyerek boşanmak isteyememesi... Kadının mutsuz olması, çocukların mutsuz olması ve tüm bunlardan kocanın habersiz olması...
Kadın, böyle bir durumda boşanmayı kendine kabul ettiremezken, erkeğin en ufak bir sorunda " bir dakika ya ben boşanmak istiyorum" u kendi kendine söyleyebilmesi ve bunu derken kadının düşündüğü şeylerin aklının ucuna bile gelmemesi...
Elbette mutsuz bir evlilik varsa kadın ya da erkek bu evliliği sürdürmemeli. Çocuklar için sürdürülen bu evlilik asıl çocuklar için büyük bir yıkımdır. Daha sonra o çocukların hayatı, evlilikleri ve onların çocukları için birer yıkım... ama buna bir son verilmeli.Ya kadının omzuna binen yük erkeğin de omzuna binmeli ya da kadını bu yükten kurtarmalı
Belki de evlilikler çok daha bilinçli insanlar tarafından yapılmalı, evliliğin sadece bir evi paylaşmak olmadığı daha küçük yaştan çoçuklara anlatılmalı. Kız çocukları annelerini görüp "bana bunu yapmalarına izin vermeyeceğim" demeli. Bunun için ayaklarının üzerinde durmalı ve çabalamalı. Erkek çocuk annesinin halini görünce "benim annem bunları yaşamamalıydı, ben asla eşimi bu hallere sokmayacağım" demeli.
Kısaca iş sadece kadının bilinçlenmesinde bitmiyor. Kadın kadar erkek de bilinçlenmeli.
Not: Evet, hem çok uzun süre yazmadığım hem de yazarken kendimi kaptırdığım için cümlelerim bozuk olabilir, bazı şeyleri tekrarlamış olabilirim. Şimdiden (ki bu yazıyı okuyup bitirdiğiniz ana denk geliyor) kusura bakmayın...
0 yorum:
Yorum Gönder