Aferin,aferin! Sevgilin yok, al sana 250 TL!

Asgari ücretin net 700 TL olduğu Türkiye'de dul kadına verilecek maaş 250 TL olarak belirlenmiş malumunuz. Artık bozdursun bozdursun harcasın, tabi ev kirasından, elektrikten, sudan artarsa...

Gerçi bu 250 TL nin kadının eline geçebilmesi için bazı şartlar var, bakın yazıyorum:

1- Sevgilisi olmayacak.
2-Sevgilisiyle aynı evde yaşamayacak.
3-Evlenmeyecek











Burada gayet objektif olmaya çalışacağım yoksa konuyu toparlayamam. Çünkü bana göre her kadın çalışmalı, asla ve asla erkeğe muhtaç olmamalıdır. Ama her kesimin böyle düşünmediğini, düşünse bile
uygulayamadığını bildiğim için o açıdan da yaklaşmaya çalışacağım.

*Bu açıyla baktığımda, eğer dul kadın çalışmıyor ve ardından evleniyorsa maaşın kesilmesi gayet mantıklı şayet o artık "dul" değil "evli". Onun sorumluluğunu kabul edip onunla evlenen bir erkek var ve onun ihtiyaçlarını o karşılayacak. Bence bu noktada kendisi de çalışmaya başlamalı.Sonuç: Mantıklı, o 250 TL kesilmeli.

*Sevgilisiyle aynı evde yaşamamalı. Şahsen çevremde de gördüğüm "çiftler" var. Kadın kocasından boşanıyor ve devletin dul kadına verdiği; babasının maaşından yararlanma hakkını kullanıyor. Oysa o kadın hala boşandığı kocasıyla yaşıyor ve evliliğine devam ediyor. Burada bir çakallık var tabi. Hem "yasal" olarak boşandığı kocasının maaşı, hem de ölen babanın maaşı giriyor eve. Bu çakallığa izin vermemek için böyle bir maddenin konulması mantıklı.

FAKAT: şöyle de bir durum var. Malum biz Türkler dedikoduyu seven ama sevmiyormuş gibi yapan değişik bir milletiz. Dolayısıyla Türkiye'de her mahallenin bir dedikoducu teyzesi vardır ve o teyze sabahtan akşama kadar mahallelinin geleninin gideninin çetelesini tutar. Zaten bu teyzenin diline düştünüz mü vay halinize! Ne giymişsiniz, evinize kim gelmiş, ne zaman gitmiş, aylık alışverişinizde bu sefer neden bu kadar çok şey almışsınız yoksa yatıya kalacak misafiriniz mi gelicekmiş, ... Böyle sorgular da sorgular sizi. En iyi yöntem, "Teyze otobüsü kaçırıcam" deyip hiiiç duraklamadan yolunuza devam etmektir benden söylemesi.

Bak gene dağıldım, her neyse bu teyze evinize gelen her erkeği detaylı bir betimlemesiyle bilir ve herhangi birini hatun kişinin sevgilisi olarak benimseyebilir. Böyle bir durum sonucunda bırakın o meraklı teyze, 1 kilo pirinç için onla kavga etmiş herhangi biri kadına bu sebeple iftira edebilir. O yasayı hazırlarken bunu düşünmemişler mi çok merak ediyorum açıkçası.

*Sevgilisi olmayacak diye bir madde var ki, bu maddeyi kim koymuşsa onu allah'a havale ediyorum. Kişinin sevgilisi olmak demek onun sana bakması mı demek ey aklı bir gıdım olan şahıs? Hayır, hem kadın evlensin maaşı keselim diyorlar, hem de sevgilisi olmasın. Gökten mi inecek yavrum o kocalar? İlk karşısına çıkanla mı evlensinler yani? Nasıl bir mantık çözemedim!

* Artı sen bu kadının sevgilisi olup olmadığını nasıl tespit edeceksin. O kadar kadının arkasına insan mı takacaksın yoksa o dedikoducu yaşlı teyzeye mi soracaksın? Sevgili nasıl olunuyor bunun bir sınırını mı koydun? El ele tutuşunca mı sevgili olunuyor, beraber bir yerlere gidilince mi yoksa karşılıklı kahvaltı edince mi? Bunu gerçekten nasıl tespit edeceksiniz merak içindeyim.

*Son bir şey daha var. Mahalle baskısının giderek artacağını hiç mi aklınıza getirmediniz? Bir an önce düzenlemelerinizi buna göre yapmalı. Böyle kanunlar çıkartırken bir zahmet enine boyuna düşünmenizi tavsiye ederim.

Kime diyorsam! Kadının giderek önemsizleştirildiği bu zamanda, tüm bunların bilinçli olarak yapılmadığına kendim inanmıyorum ki...

Yapı Taşları; Güven ve Saygı

Güven ve saygı... Bazen birbirine sıkı sıkıya bağlı, bazense kanlı bıçaklı ama ikisi de bir ilişkinin yapı taşları...

Ne kadar bağlıysa birbirlerine bu iki unsur o kadar sağlam bir ilişki çıkar ortaya, ne kadar ayrı yerlerde duruyorsa saygı ve güven, o kadar gevşektir tuğlalar. 3,7 ye bile dayanamaz, tepenize yıkılır.





















Karşılıklı saygı olmadığında yıkılır bazı duvarlar ve tekrar inşa edemezsiniz onları, temeli hasar görür çünkü. Güven duygusunun kaybı da böyledir. Tepenize yıkar her şeyi, sevginizi, aşkınızı, merhametinizi... Her ilişkide geçerlidir tabi bu. Annenizin size güvenmediğini bilmek kadar hasar verici bir şey var mıdır dünyada? Ya da aşık olduğunuz adamın, güveninizi kötüye kullanıp sizi aldatması dışında? Belki de vardır kim bilir?

Oysa güven ve saygı kol kola başlatsa bir ilişkiyi fena mı olur? Sağlam temeller üzerine inşa etsek hayatlarımızı, gözümüz arkada, ayağımız diken üstünde durmasa... Umutla bakabilsek ilişkilerimize, tekrar kötü şeyler yaşamayacağım diyebilsek! Rahatça arkamızı dönsek sevdiğimiz adama, gözlerinde "acaba" yı aramasak...

Çok şey mi istiyorum acaba? Güvenmek, güvenilmek, saygı duyabileceğim bir adamı sevmek ve onunda bana saygı duyması...

Güven ve saygı... Bazen birbirine sıkı sıkıya bağlı, bazense kanlı bıçaklı ama ikisi de bir ilişkinin yapı taşları...

Toplumun Kadından İstediği Ne?

Erkekler, toplumun kadına yüklediği misyonlar çok ağır dediğimde abarttığımı, feministlik yaptığımı ve nesnel bakamadığımı söylüyorlar. Belki toplumun yıprattığı kadınları çok yakından tanıdığım içindir nesnel olamamam, belki de birebir şahit olduğum içindir ya da toplumun kadından ne hakla bu tarz şeyler istediğini anlayamamamdan kaynaklanıyordur kim bilir?

Evet, toplum denilen varlık erkeklere de büyük sorumluluklar yüklüyor, onlardan da çok şey bekliyor kabul ediyorum ama bunu yaparken onlara daha az zalim davranmıyor mu? Onlardan eve ekmek götürmelerini, tüm gün çalışmalarını, oğlan babası olmalarını, karısına-kızına toplum değer yargıları içinde sahip çıkmalarını bekliyor ki yemişim o çürümüş değer yargısını! Ve bazen erkekler daha cesur davranabiliyor. Herkesi karşısına alıp "Benim karıma-kızıma kimse laf edemez, ben onlara bir söz söylemiyorsam, ben onlara sizin tabirinizle izin veriyorsam; o zaman kapayın çenenizi!" diyebiliyor. Toplum denen varlık da madem öyle deyip bir kenara çekiliyor.

Ama kadında böyle olmuyor işte. Kadın bu kadar cesur olamıyor,diri diri evlilik denilen bir tabuta gömülüyor, çünkü kendi annesini görüyor, haklıyken haksız duruma düşürüldüğünü görüyor ve susuyor. Boynunu eğiyor, gözlerini kapıyor. Zaten kadına yüklenen görevler öyle ağır ki başını kaldıracak mecali kalmıyor. Kocası ne derse kabul etmesini, çocuklarını tek başına yetiştirmesini, kocasını bazen bir başkasıyla paylaşmasını, kan kussa da kızılcık şerbeti içtim demesini ve tüm bunlar olurken de " Aman kızım,kocandır bozma yuvanı çocuklarını düşün" diyen teyzelere tamam demesini bekliyor toplum ondan.

Cesaretini topluyor, önce kendi yakınlarına anlatıyor " ama bu adam beni aldatıyor " diyor ve cevabını alıyor, " hangimizin kocası aldatmıyor ki? Onlar birer heves, eninde sonunda o sana dönecek, hem çocukların babasız mı kalsın " deniliyor. Bu cevap karşısında eğer güçlü bir iradesi yoksa tekrar boynunu eğiyor. "çocuklarım" diyor.

İşte tüm bunlar çok daha ağır geliyor bana. Bir kadının tabir-i caizse evliliğinde işkence çekmesi ve "çocuklarım" diyerek boşanmak isteyememesi... Kadının mutsuz olması, çocukların mutsuz olması ve tüm bunlardan kocanın habersiz olması...

Kadın, böyle bir durumda boşanmayı kendine kabul ettiremezken, erkeğin en ufak bir sorunda " bir dakika ya ben boşanmak istiyorum" u kendi kendine söyleyebilmesi ve bunu derken kadının düşündüğü şeylerin aklının ucuna bile gelmemesi...

Elbette mutsuz bir evlilik varsa kadın ya da erkek bu evliliği sürdürmemeli. Çocuklar için sürdürülen bu evlilik asıl çocuklar için büyük bir yıkımdır. Daha sonra o çocukların hayatı, evlilikleri ve onların çocukları için birer yıkım... ama buna bir son verilmeli.Ya kadının omzuna binen yük erkeğin de omzuna binmeli ya da kadını bu yükten kurtarmalı

Belki de evlilikler çok daha bilinçli insanlar tarafından yapılmalı, evliliğin sadece bir evi paylaşmak olmadığı daha küçük yaştan çoçuklara anlatılmalı. Kız çocukları annelerini görüp "bana bunu yapmalarına izin vermeyeceğim" demeli. Bunun için ayaklarının üzerinde durmalı ve çabalamalı. Erkek çocuk annesinin halini görünce "benim annem bunları yaşamamalıydı, ben asla eşimi bu hallere sokmayacağım" demeli.

Kısaca iş sadece kadının bilinçlenmesinde bitmiyor. Kadın kadar erkek de bilinçlenmeli.





Not: Evet, hem çok uzun süre yazmadığım hem de yazarken kendimi kaptırdığım için cümlelerim bozuk olabilir, bazı şeyleri tekrarlamış olabilirim. Şimdiden (ki bu yazıyı okuyup bitirdiğiniz ana denk geliyor) kusura bakmayın...

Şeytan

İnsanların tümü içinde şeytanlar barındırır.Onları suça iten, zaaflarında gizlenen, aklını çelen minik şeytanlar. Sizin de şeytanlarınız var. Benim de var. Bolca. Bayaa çok:)


Ama bir mahluk vardır ki o diğer insanlardan ayrılır. Kadın.

Başlı başına bir şeytan.

Gülümsemesinde, bakışlarında, kıvrımlı vücudunda, hareketlerinde, parmaklarında, dudaklarında, saçlarında...

Bir erkeğin içineki şeytanların çoğu da kadındır zaten.

Bunları yazmak nereden mi geldi aklıma?

Bugün balkonda otururken apartmanın önünde genç bir çift tartışmaya başladı. Daha doğrusu tartışarak yürüyorları ama tartışmanın doruk noktasında durdular ve hararetle bağırmaya başladılar. Şansa bak ki benim balkonumun önünde:)

Konu kızın bir arkadaşı. Tabi bu arkadaş erkek.Diyalog da şöyle(karakterlerimize Ali ve Selin diyelim):
-Sen yüz vermesen nerden geliyo bu cesaret!
-Aşkım o benim kaç yıllık arkadaşım! Tabi yakın olucaz niye bu kadar abartıyosun ya!
-Ne abartması ya çocuk sana bebeğim diye mesaj atıyo! O çocukla ilişkin bizim ilişkimizden değerli mi?
-İlişkimize değer verseydin Face'de o kızı kabul etmezdin. O kız senin hakkında neler diyodu okulun bahçesinde biliyo musun!

İşte asıl tiyatro burada başlıyor...

Kızımızın sesi titremeye başlıyor. Ben balkondan yüzünü göremiyorum ama gözlerinin dolduğunu tahmin etmek zor değil.

-Aşkım konuşmadık mı bunu...
-Kız susmadı ama.
-Kapatalım bu konuyu Selin n'olur. Sildim kızı işte.
-O kadar laf ettikten sonra ne anlamı kaldı? Hem elin kızını kabul ediyosun hem benim 3 yıllık arkadaşımla kavga ediyosun...
-Kavga etmed...
-Tamam Ali.


Ve kız kendini tutamadı(!) hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

-Biliyosun neler yaşadığımı... Sabahtan beri "yavşak" dediğin çocuk hep yanımdaydı benim.
-Ne alakası var yaa...
-Sen o kızı kabul ettiğinde bile ben sana böyle davranmadım. Kız bütün fotoğraflarını beğenmiş bi de. Benim hakkımda neler atıp tutuyomuş...

Kız iyice sarsılarak ağlıyor. Çocuk aklınca kızın zayıflığından yararlanıp lolita kız mevzusunu unutturacak ya...

-Selin bana bak. Selin... O kız senin hakkında tek kelime edemez duydun mu! S*kerim belasını!
-...
-Seni seviyorum... Duydun mu!
-...(Hıçkırıklar...)
-Tamam arkadaşına bi şey demiyorum Selin nolur ağlama. O bulaşmazsa ben de bulaşmam tamam mı?
-Yarın yine aynı tartışma olucak biliyorum.
-Söz veriyorum ya!
-O kızın ağzının payını vericeksin de mi?

(kızımız sakinleşmeye başladı ama ses hala titriyo.)

-Yarın halledicem merak etme sen.
-Söz ver.
-Söz... Ben sadece seni seviyorum.

Çocuk hemen yılışmaya başladı ve sonuçta apartmanın yanındaki parka gidip öpüşmeye başladılar...

Biraz birbirlerini yalayıp gittiler...

Zavallı saf delikanlı,kızımızın oyununa geldi ve ilk cümlesi "O çocukla ilişkini kes" iken son cümlesi "Benim o kızla ilişkim yok" oldu.

Eminim ucuz atlattığı için de bayaa rahatlamıştır safım...

Selin ise...

Demiştim ya, kadınlar şeytan diye...

Bir ara eteğinin altından çıkan kuyruğunu ve saçlarının arasında gizlenen şeytan boynuzlarını görür gibi oldum...

Şeytanız.

Eh, şeytanlar olmasa dünya çekilir miydi??

Erkeklerden Rahatsız Oluyorum - 1

MİNİBÜSTE,OTOBÜSTE,METRODA:

Yanıma oturan erkeğin bacaklarını 120 derece açıp beni sıkıştırmasından,

Ben cama yapışıp,sıkıştıkça iyice yayılmasından,

İlla bacağını bacağıma bitiştirmesinden,

Hava ister sıcak ister soğuk olsun "kollarım dişi kişiyle temasta olsun oyşh" demesinden,

Karşıma oturan erkek kişinin bacaklarını ısrarla 180 derece açmaya çalışarak kumaş pantolonun altından "malını mülkünü" gözümüze sokmaya çalışmasından,

Oturan kadının yanında ayakta durup,kalabalıktan istifade ama "yanlışlıkla(!)" bir taraflarını nispeten suratımıza değdirme çabasından,

Her zaman oturacak yer olacak değil ya! Yer olmayıp da ayakta durduğumuzda vücutlarınızı vücudumuza yaslayıp "aşağılık" bir şekilde bundan tatmin olmanızdan,

RAHATSIZ OLUYOR,TİKSİNİYORUZ!

P.S: Yoksa yanıma bir erkeğin oturmasından hiç rahatsız olmam. Kadın ya da erkek edebli otursun, yanındakini rahatsız etmesinden yeter!

P.S: Kadınlardan Rahatsız oluyorum da olacak rahat olun :)