Başbakandan ya da Sevgili Bakanlardan Sıra Gelirse Polisimiz Sıradan Vatandaşı da Korusun!

Ayşe Paşalı, Eylem Pesen, Nejla Yıldız, Arzu Yıldırım, Yeliz Karahasanoğlu, Ayşegül Porsuk, Sakine Akkuş, İpek Tekin ... ve daha binlerce kadın. Boşandığı kocası tarafından, eski sevgilisi tarafından, nikahlı kocası tarafından hatta kimliği belirsiz erkekler tarafından öldüren kadınlar... Birçoğunun ölümü "geliyorum" diye kapılarını çalmış, boğazına dayanmış üstelik! Yardım istemiş, polise haber vermiş, korkmuş, "koruyun bizi" demiş.Polisde "boşandıkları" için reddetmiş.Kocaları tarafından, çocuklarının gözleri önünde defalarca tecavüze uğramış öldüresiye dövülmüş kadınlar bunlar. Gözlerimizin önünde polisin ölmesine izin verdiği ve sayıları artan kadınlar bunlar...

Üzerine ne kadar çok konuşsak da hiç bir şeyin değişmediği kadın ölümleri bunlar... Zatürreden,kanserden,hepatit c den ölmüş kadınlar değil, polisin-devletin ölmesine izin verdikleri!

İzin verdikleri diyorum çünkü kendilerine sığınan kadınlara "boşanmışsınız,birşey yapamayız" diyorlar.Öldürme planları yapan eski eşin bilgisayarında delil buluyorlar " adam evin önünde duruyor, birşey yapmıyor ki" diyorlar. Kendilerine sığınan kadınlara bu cevabı veriyorlar.Peki bu kadın devletin polisine sığınıp da öldürülüyorsa diyerek birşeyler demek isterdim ama diyemiyorum.Çünkü neyi kime diyorum? Kocası tarafından sokak ortasında bıçaklanan bir kadını izlediler onlar! Adam polisin gözleri önünde karısını defalarca bıçakladı ve bu POLİS sıradan bir vatandaş gibi bu durumu izledi, hiç bir müdahalede bulunmadı, o kadını kurtarmadı!

Diyorum ya neyi kime diyorum ben? Boşanan kadınları devlet mi koruyacak? Dekolte giyen kadına taciz edeni devlet mi yargılayacak? Hayır hiç bir şey yapmayacak. Boşanan bir kadını korumaya muhtaç eden de, dekolteyi taciz sebebi gören de o değil mi? Ataerkil bir düzenin bulunduğu bu topraklarda bu düzeni kaldırmak için değil de bildiğimiz zamklamak için uğraşan da o değil mi?

En çok acıtan ne biliyor musunuz? Tıpkı Ekşi Sözlükte dendiği gibi bu polislere " Başbakanı protesto edeceklermiş" ihbarı gelseydi aynı polislerin topunu, tüfeğini, panzerlerini, biber gazlarını ve yedek şarjörlerini de alıp tam da vaktinde olay yerinde bulunacaklarını bilmek...

Çocuğum İçin...

Kocası onu aldatıyor.Kaynanasından,kocasının kardeşlerinden çekmediği de kalmadı üstelik.Karınlarını doyuracak para bulamıyor sözde kocası ama binlerce liralık telefon faturaları geliyor eve.Biliyor aldatıldığını.

Ve kocası da biliyor onun bunu bildiğini.

Ama bitirmiyor.4 senedir evliler altı üstü.Adam onu aldatmış,aldatıyor.Ama o vazgeçemiyor.

"Çünkü küçük bir kızı var"

...

Yalan!!Çocuklarını bahane edip olmayacak şeylere katlanan kadınlar;yalan söylüyorsunuz.Burda olay ne çocuk,ne aşk,ne yaşanmışlıklar.Burada olay sizsiniz.Zayıflığınız. Kendi gururunuzu sevgili kocacığınızın sikine takmışsınız, sallandırıyorsunuz. Çünkü korkuyorsunuz.Çünkü özgür değilsiniz.Ekonomik özgürlüğünüz kocanızın elinde.E,başkasının elinde olan şey sizin değildir zaten.

Kocanız çalışıyor ve size para getiriyor.Siz de evde oturup fasülye ıslatıyor, çamaşırları asıp kadın programları izliyorsunuz.Bu;sizin işinize geliyor.Para kazanmanız gerekmiyor,çocuğunuzun sorumluluğu sizin üzerinizde değil.Her şey için ocanızı suçlayabiliyorsunuz ya...Daha ne!Siz de sesinizi çıkarmıyorsunuz.Hatta belki o kadını eçer ve ben boşar korkusuyla iyice siniyorsunuz yerinize.

Ve bekliyorsunuz...Size döneceği ve her şeyin o eski mutlu günlerdeki gibi olacağı günlerin gelmesini bekliyorsunuz.Ağlayarak ayaklarınıza kapanıp af dileyeceği...Tek başınıza dimdik durmaya korkuyorsunuz çünkü."Her şey senin suçun" diyebileceğiniz kocanızdan vazgeçemiyorsunuz.

Mazlum olmak işinize geliyor.Herkes mazlumun yanındadır çünkü.Hele ki bir de sabredip bekliyorsunuz ya,iyice büyüyorsunuz millete karşı.Sizi haklı buluyor herkes. Ve siz kocanızın size göneceği günü beklemeye devam ediyorsunuz.

Ama gelmiyor...Hayat gittikçe ağırlaşan bir yüke dönüşüyor.Artık aynı yatağı bile paylaşmadığınız kocanız gittikçe agrasifleşiyor.Evde kavgasız bir an geçmiyor ve eve uğradığı nadir anlarda kavga çıkarmanız bahanesiyle ceketini alıp geri çıkıyor.



Ona gidiyor.Hatta belki başkalarına...Siz bunu biliyorsunuz ve o da sizin bunu bildiğinizi biliyor.Ama siz hâla vazgeçemiyorsunuz ondan.Gittikçe bu durumu kabullenmiş,hatta sahiplenmişsiniz çünkü.Ve kavga gürültü devam ediyor.Zayıf,zavallı bir hayatta sallanıyorsunuz.

Ve çocuklar büyüyor.Başlarına buyruk gençler oluyorlar.Kavgacı,sinirli;hatta belki madde bağımlısı, hayatta başarısız...Ve size hesap soruyorlar.Babalarına değil,zira onu zaten çıkarmışlar kalplerinden.Size soruyorlar ve "senin için yaptım" diyorsunuz.

İnanmıyorlar.Onlar için yapmadınız ki.Onları düşünseydiniz yapmazdınız zaten.
Size saygı duymadıkları için de suçluyorsunuz onları.Yine "Ben senin içi..." cümleleri...Oysa siz de kendinize saygı duymuyorsunuz.Siz kendinize duyduğunuz saygıyı yıllar önce satmıştınız ya.

Böylece çocuğunuzu suçlamaya başlıyorsunuz."Ben senin için hayatımı verdim,sen neler yapıyorsun..."Artık çocuğunuza yüklenmeye,hayatınızın hatalarını ona yüklemeye, gelecekte sizden vazgeçmesin diye vicdanının içine oturmaya çalışıyorsunuz.

Önceden kocanıza yaptığınız gibi.

Ee?..

Hani her şey yavrunuz içindi?

Herkes Sussun!

Herkes sussun ve düşüncelerini dile getirmesin.

Yazarlar kalemlerini bir kenara fırlatsın,

Ressamlar fırçalarını kaldırsın raflara,

Heykeltraşlar hünerli ellerini kessin atsın bileklerinden; 'UCUBE'ler yapmamak için,

Gitaristler,bateristler,şarkıcılar;notalarını dökmesin ortalığa.

Bilim adamları deney tüplerini kırsın atsın.

Parlak öğrenciler açlıktan okuyamasın.

Başarılı sporcular sponsor bulamasın,spor salonu bulamasın,bulduklarını da yıksın!

Kadınlar sussun,işsizler sussun,açlıktan ölen bebekler sussun,işçiiler sussun,madenciler sussun,öğretmenler sussun,şöförler sussun.

Hukukçular sussun...


Bunu mu yapalım?
Susalım mı?

Bugün başbakanımıza ağzını açıp tek bir eleştiri yapan halk mahkemelerde mi sürünsün?

Geçenlerde bir şey farkettim;halkın seçtiği insanların aslında güçlenmemesi, zenginleşmemesi gerek.Artan tek şeylerinin sorumlulukları ve halka borçlu oldukları adalet olması gerek.

Ne ilginç değil mi?..Şahsen ben bunu farkettiğim an ürperdim,şok oldum!

Çünkü biz hiç böyle görmedik...


Başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle 22 blogcu hakkında hakaret davası açıldı.

Biz ki;iki kelime edip kelimelerimizin ulaştığı yere dokunmaktan başka hedefi olmayan yazarlar,sanatçılar,halkın aydın kesimi...

Her istediğinde basın toplantısı yapıp demeçler verebilen bir kişiye bu kadar dokunduysak,

Bu kadar rahatsız ettiysek onu;

Kendi adıma çok mutluyum.

Ama o suçsuz yere yargılananlar...Onlar ne olacak?Hapislerde çürümesi gereken kişilerce şuursuzca suçlanan,televizyonlarda boy gösteren onlarca katil içinde yalnızca kalemine sarılmış insanlar?

Onlar ne olacak?

Düşünenin dostu olmaz...Düşünmek bize yasak,günah!Tehlikeli çünkü düşünenler,sorgulayanlar...

Öyleyse herkes sussun...

Alışveriş

Ciddi ciddi hastasıyım alışverişin. Yanımda birileri olsun-olmasın,cebimde şu kadar param olsun gibi dertlerim de yok üstelik. her an elimdekini sonuna kadar harcayabilirim. Bu bahsettiğim her alanda alışveriş tabi.Her türlü şeye para harcayabilirim. Ama şu aralar kıyafetlere takmış durumdayım.Her dışarı çıktığımda mağazalara giriyorum ve çıkamıyorum.

Ama mağazlarda çok uyuz olduğum bazı şeyler var;

1)Mağazada insanın arkasına takılan ve sanki o baktığın kıyafetlerin hepsini almak zorundaymışsın gibi hissettiren görevli kızlar.

Uyuz oluyorum yaa.En azından bir tane al der gibi bakıyorlar,her elimi attığıma "Bu size çok yakışır,bunun rengi de sizi bayaa açtı,bu en çabuk biten ürünlerimizden biri..." gibi bir çok teşvik edici lafla kafamı karıştırıp vicdani bir sorumluluk üslenmeme neden oluyorlar. Tersleyeceğim,ama tersleyemiyorum.O yavru köpek bakışlarıyla yeniden kafamı karıştırıp "Yok yaa...Onun da görevi bu. Hem yazık burda 3-5 kuruşa çalışıyor,öğrenciyim ben de,anlamalıyım halinden" dememe neden oluyor sürtük...Öylece alıveriyorum bir kaç parça bi'şey.Hayır burda acınacak halde olan o mu ben miyim bilemedim...

Gelelim 2.'ye:İnsanı tersleyen,bir şey sorduğunda seni sorduğuna soracağına pişman eden kasiyerler.

Onlara ayrı bir uyuzum. "Bakar mısınız,bunun fiyatı ne acaba?" "Üstünde yazıyor hanımefendi,bakarsanız görüceksiniz..."
Hayır yazsa sormayız herhalde de mi...Ha oldu da gözden kaçırdım...Azarlaman mı lazım ya!Oracıkta saçından tutup o kıyafetlerin arasında boğmak geliyor içimden.Ağız dolusu küfretmek istiyorum sürtüğe.Ama olmuyor. Öylece kalıyorum.Tekrar elbisenin orasına burasına bakıp etiket arıyorum.Oysa orada iyice bi dövmek lazım onu ya...Dövemiyorum işte.O da yazık,saatlerdir kimlerle uğraşıyor kimbilir mantığıyla susup siniyorum.Alışverişin verdiği mutluluk hormonuyla yatışıyorum...

3)Beden!!!

Beden bulamıyorum.Bir şeyi çok beğeniyorum ama beden yok!Offf! O an bütün enerjim sıfırlanıyor işte.Dünya başıma yıkılıyor...
Ha bazen de beden oluyor ama küçük bedenlerdeki gibi güzel durmuyor.O zaman da sinir oluyorum.Şöyle üstüme tam oturacak,hem zayıf gösteren hem açık hem rahat hem de şık bir kıyafet istiyorum çok mu!Bir de üstüne tezgahtar hatun gelip;o elinizdekinin bedeni kalmadı hanfendi bi de şu modele bakın isterseniz demez mi...Bir gün sinir krizi geçireceğim ama,ne zaman...

Ha bir de Kemeraltı'ndaki kotçular gibiler var onlar daha fena...Adamın elinde olsa kolumdan tutup zorla sokucak içeri beni."Sana göre de var apla!!!" Oha! "O kadar mıyım yahu!" diyip oturup ağlayasım geliyordu ama sonradan farkettim ki zaten herkese diyorlarmış bunu.O "da" bağlacını görevi dışında kullanıyorlarmış meğer.

4)Stok...
Bazı mağazalarda bir kez görüp beğendiğin bir şey bir daha asla görememe ihtimalin oluyor.Mesela birkaç gün önce bulduğum ama bedeni olmayan trençkota az önce tekrar gidip baktım ve kalmamış.Çok üzüldüm...Bedeni yoktu ama belki gelir umudum vardı. Şimdi o da yok.
Üstelik vitrinlerde gösterilen şeyleri de asla mağazanın içinde bulamam...Aradığım şeyi zaten bulamam da,en azından vitrindeki katalogdaki ürünleri bulayım değil mi?!

5)Çift etiket.
Ne uyuz şey yahu bu!Bir ürünün üzerinde iki etiket,ya da aynı 2 ürünün üzerlerinde farklı etiketler olması...Bir etiket koyun millet baksın karar versin di mi...Ama yok, alıcının kafasını karıştırmak için midir,gıcıklığına mı yapıyorlar anlamadım ama bir ürünün üzerinde birden fazla etiket olduğu zaman deliriyorum.Zaten etiketi zar zor bulmuşum,bir de siz farklı farklı fiyatlar koyuyorsunuz,alışverişin verdiği mutluluk hormonuyla karışan kafam iyice allak bullak oluyor.

6)O mağazaların aldatıcı ışıkları yok muu...İşte onlara kanıp da ışıl ışıl parladığımı sanıp kıyafet/ayakkabıyı aldığım ve eve gidince "Bu ne lan?!" dediğim öyle çok şey var ki...Bunu itiraf etmiyorum tabi çoğu zaman.Enayi görünmemek için... Ama cidden kendime çok kızdığım oluyor...

7)Bir şey satın alıyorum.Ertesi gün daha ucuzunu,daha güzelini buluyorum ya;o zaman içimde bir şeyler kırılıyor sanki.Yüreğim burkuluyor resmen...O an çok sinirleniyorum.Gerçekten!Yaşadığım acı abarttığım kadar büyük olmasa da sinirim cidden büyük oluyor ve yine kendime kızıyorum.Olan olmuş deyip yola devam etmek gerekirken...


8)Ben,elimde mağazaların içi kıyafet ve ayakkabı dolu poşetlerini taşımayı çok seviyorum!Egomu inanılmaz okşuyor.Annemle ne zaman alışveriş yapsak o torbaları birbirinin içine sokuşturmak konusunda ısrar etse de,ben buna cidden bayılıyorum!O kadar güzel bir duygu ki bu!Pazar-market alışverişi yapmış gibi eşek yükü poşetlerle değil de ünlü mağazaların tüy gibi hafif torbalarıyla salına salına yürümek gibisi var mı yahu...

9)Alışveriş kadınların terapisi gibidir ve erkekler bunu asla anlayamaz ya,işte o çok doğru.%100 işe yarıyor.Biraz paza saçıp bir iki güzel kıyafet ve ayakkabıyla, üstüne bir kaç takıyla insan feci rahatlıyor!Ha,psikologlar bundan daha ucuza geliyor belki ama,gardrobunuzu açtığınızda bir psikoloğun size kazandırdıklarını göremezsiniz;)

Ve alışveriş muhabbetiyle ilgili yazacak çok şeyim olsa da sizi daha fazla sıkmak istemiyorum:)
Son olarak:
Alışveriş düşkünlüğümüzün ve doyumsuzluğumuzun bu denli yüksek olmasının nedeni her an birbirimizle sidik yarıştırma çabası içinde olmamız aslında.Erkeklerin penis boyu ve araba muhabbeti gibi...

Kızgın mıyım;üzgün müyüm bu duruma?

Hayır!

Sonuçta rekabet iş verimini arttırır değil mi;)

Yetmez ama Evetçilere Geliyor!Bir tecavüz yetmez ama ikincisine Hadım!

Akepe bayan milletvekilleri bir yasa tasarısı hazırladılar malumunuz.Cinsel suçlara yönelik bir yasa tasarısı.Bir çok cinsel suçun cezasını artıracak bir yasa tasarısı. Ama gündeme bomba gibi düşen bu tasarısının sadece ufak bir parçası; Hadım Cezası...

Öncelikle şunu not düşeyim.Çünkü ben de ilk duyduğumda suçluların penislerinin kökten gideceğini zannetmiştim ama öyle değilmiş.İlaçla hadım etmekten bahsediliyormuş ki bu da bir tedavi demekmiş.Bu tedavi süresince suçluların testesteron seviyesi düşürülüyor,işlevsiz bırakılıyormuş.Bu da ilaç kesilene kadar devam ediyormuş.Ama bu ilacın nasıl uygulanacağı hakkında en ufak bir fikrim yok zira bu tedaviyi suçluyu serbest bıraktıktan sonra uygulamayı düşünüyorlar.

Zaten bu tedaviyi uygulamak için suçlunun bir kere tecavüz etmesi de yetmiyor illa bir ikinci tecavüz suçu daha gerekiyor.Yani sen bir kere tecavüz edip, bir daha yapmaz uslu çocuk olursan bir gün şirinleri görebilmenin yanında, hiç bir "tedavi"ye maruz kalmıyorsun.Hatırlarsanız Siirt'te iki küçük kız çocuğuna sınıf arkadaşlarından tutun da, bakkalı, manavı, hacısı hocası, okul müdürü neredeyse Siirt halkının tüm erkek nüfüsu tecavüz etmişti.Yani bu tecavüzcülerden hiçbiri "hadım" cezasına mazur kalmıyor. Neden toplu tecavüz ettiler ama her biri 1 kere etti,eee?Noldu şimdi?Tasarı bir boka yaramadı!

Bir de sarkıntılık olayı var ki al birini vur ötekine. Eğer fiil sarkıntılık düzeyinde kalırsa verilecek ceza üçte birine kadar indirilebilirmiş. Oh ne güzel tecavüz etmeyeyim ama tacizin amına koyayım!12 yaşındaki kız çoçuğunun karşısında mastürbasyon yapsan, her saat başı çocuğa taciz etsen vs oh ne ala lan.Hüseyin Üzmez gibi takıl ne de olsa fiil "sarkıntılık" boyutunda!

Bir de şu var sadece imza atmak için bile karakola gitmezlerken bir de siklerini kaldırmayacak bir tedaviye hoplaya zıplaya gidecekleri yok herhalde.Ee adamı kolundan tutup da götürebileceklerini de sanmıyorum (bkz: Hizbullahçılar)
Bak bişi daha geldi aklıma.Hani bu tedavi ile işlev kaybettiriliyormuş ya. Bu tedaviyi gören bir tecavüzcü dışarıdan viagradır,bilmem nedir bir ton şey alınca da bu etki kaybolmuyor mu? Kaybolmuyordur heralde değil mi? Kayboluyorsa tamamen göstermelik bir tedavi olur çünkü.Hem bu tedavi ne kadar süreyle uygulanacak? Bir yıl,iki yıl? Tecavüze uğrayan çocuğun, kadının ya da erkeğin psikolojik tedavisi süresince mi?

Her şeyi geçtim bu hadım cezası ne kadar işe yarayabilir ki?Tecavüz eden bir adamdan bahsediyoruz! Penisi kalkmasa nolacak lan? Tek derdi sevişmek mi bu adamın? Acı çektirmek, hakimiyeti ele almak, üstünlük kurmak,egosunu tatmin etmek... bi ton derdi var! Penisi "işlevsiz" kaldı ya da kalacak diye tüm bunları yapamaz mı sanıyor bunlar? Ulan bir ton "sexual sadist" var! Adamlarda bir ton alet var,penise ihtiyaçları yok ki! Senin o adamın beynini işlevsiz bırakman gerek arkadaşım. O adamın kadına,çocuğa bakışı değişmedikçe kökten kessen neye yarar? Çok daha kötü sonuçlar doğurur! Adam tecavüz ettiğine dair iz bırakmamak için neler yapar düşünmek bile istemiyorum.Bu tedavi başka ülkelerde de uygulanıyor biliyorum ama olay beyinde bitiyor bence.Sonuçta adam neyi nasıl algılayor,düşünüyorsa onu yapıyor.

NOT: Biliyorum tasarısı da gerçekten mantıklı bir şey de var."mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde" ibaresini kaldırıyor,iyi yapıyorlar.Bozulmaması gibi bir durumolmaz çünkü.Aferin!

Zordur Kadın Olmak

Hürriyet'te bir ek dergi gördüm.Gerçi eski ama,ben daha yeni gördüm.Aranızda görmeyenler vardır mutlaka. Çok beğendim ve sizinle paylaşmak istedim.

Burası

Bence mutlaka okuyun,inceleyin,fotoğraflara bakın...

Ben bayıldım açıkcası.Onca ünlü ismin kadınlara uygulanan şiddeti dile getirmek için çok basit görünse de içinde büyük baskılar barındıran o pozları vermesi beni mutlu etti.Tabi başta burun kıvırmalar,ben niye hayat kadını oluyorum,gibi sitemler olmamış değil:)



Ama en azından bir grup adamın kadınları anlamaya çalışması beni gülümsetti.

Geride kalan ve bunların soytarılık olduğunu düşünen onlarcasını umursamazsak oldukça sevindirici...