Şeytan

İnsanların tümü içinde şeytanlar barındırır.Onları suça iten, zaaflarında gizlenen, aklını çelen minik şeytanlar. Sizin de şeytanlarınız var. Benim de var. Bolca. Bayaa çok:)


Ama bir mahluk vardır ki o diğer insanlardan ayrılır. Kadın.

Başlı başına bir şeytan.

Gülümsemesinde, bakışlarında, kıvrımlı vücudunda, hareketlerinde, parmaklarında, dudaklarında, saçlarında...

Bir erkeğin içineki şeytanların çoğu da kadındır zaten.

Bunları yazmak nereden mi geldi aklıma?

Bugün balkonda otururken apartmanın önünde genç bir çift tartışmaya başladı. Daha doğrusu tartışarak yürüyorları ama tartışmanın doruk noktasında durdular ve hararetle bağırmaya başladılar. Şansa bak ki benim balkonumun önünde:)

Konu kızın bir arkadaşı. Tabi bu arkadaş erkek.Diyalog da şöyle(karakterlerimize Ali ve Selin diyelim):
-Sen yüz vermesen nerden geliyo bu cesaret!
-Aşkım o benim kaç yıllık arkadaşım! Tabi yakın olucaz niye bu kadar abartıyosun ya!
-Ne abartması ya çocuk sana bebeğim diye mesaj atıyo! O çocukla ilişkin bizim ilişkimizden değerli mi?
-İlişkimize değer verseydin Face'de o kızı kabul etmezdin. O kız senin hakkında neler diyodu okulun bahçesinde biliyo musun!

İşte asıl tiyatro burada başlıyor...

Kızımızın sesi titremeye başlıyor. Ben balkondan yüzünü göremiyorum ama gözlerinin dolduğunu tahmin etmek zor değil.

-Aşkım konuşmadık mı bunu...
-Kız susmadı ama.
-Kapatalım bu konuyu Selin n'olur. Sildim kızı işte.
-O kadar laf ettikten sonra ne anlamı kaldı? Hem elin kızını kabul ediyosun hem benim 3 yıllık arkadaşımla kavga ediyosun...
-Kavga etmed...
-Tamam Ali.


Ve kız kendini tutamadı(!) hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

-Biliyosun neler yaşadığımı... Sabahtan beri "yavşak" dediğin çocuk hep yanımdaydı benim.
-Ne alakası var yaa...
-Sen o kızı kabul ettiğinde bile ben sana böyle davranmadım. Kız bütün fotoğraflarını beğenmiş bi de. Benim hakkımda neler atıp tutuyomuş...

Kız iyice sarsılarak ağlıyor. Çocuk aklınca kızın zayıflığından yararlanıp lolita kız mevzusunu unutturacak ya...

-Selin bana bak. Selin... O kız senin hakkında tek kelime edemez duydun mu! S*kerim belasını!
-...
-Seni seviyorum... Duydun mu!
-...(Hıçkırıklar...)
-Tamam arkadaşına bi şey demiyorum Selin nolur ağlama. O bulaşmazsa ben de bulaşmam tamam mı?
-Yarın yine aynı tartışma olucak biliyorum.
-Söz veriyorum ya!
-O kızın ağzının payını vericeksin de mi?

(kızımız sakinleşmeye başladı ama ses hala titriyo.)

-Yarın halledicem merak etme sen.
-Söz ver.
-Söz... Ben sadece seni seviyorum.

Çocuk hemen yılışmaya başladı ve sonuçta apartmanın yanındaki parka gidip öpüşmeye başladılar...

Biraz birbirlerini yalayıp gittiler...

Zavallı saf delikanlı,kızımızın oyununa geldi ve ilk cümlesi "O çocukla ilişkini kes" iken son cümlesi "Benim o kızla ilişkim yok" oldu.

Eminim ucuz atlattığı için de bayaa rahatlamıştır safım...

Selin ise...

Demiştim ya, kadınlar şeytan diye...

Bir ara eteğinin altından çıkan kuyruğunu ve saçlarının arasında gizlenen şeytan boynuzlarını görür gibi oldum...

Şeytanız.

Eh, şeytanlar olmasa dünya çekilir miydi??

Erkeklerden Rahatsız Oluyorum - 1

MİNİBÜSTE,OTOBÜSTE,METRODA:

Yanıma oturan erkeğin bacaklarını 120 derece açıp beni sıkıştırmasından,

Ben cama yapışıp,sıkıştıkça iyice yayılmasından,

İlla bacağını bacağıma bitiştirmesinden,

Hava ister sıcak ister soğuk olsun "kollarım dişi kişiyle temasta olsun oyşh" demesinden,

Karşıma oturan erkek kişinin bacaklarını ısrarla 180 derece açmaya çalışarak kumaş pantolonun altından "malını mülkünü" gözümüze sokmaya çalışmasından,

Oturan kadının yanında ayakta durup,kalabalıktan istifade ama "yanlışlıkla(!)" bir taraflarını nispeten suratımıza değdirme çabasından,

Her zaman oturacak yer olacak değil ya! Yer olmayıp da ayakta durduğumuzda vücutlarınızı vücudumuza yaslayıp "aşağılık" bir şekilde bundan tatmin olmanızdan,

RAHATSIZ OLUYOR,TİKSİNİYORUZ!

P.S: Yoksa yanıma bir erkeğin oturmasından hiç rahatsız olmam. Kadın ya da erkek edebli otursun, yanındakini rahatsız etmesinden yeter!

P.S: Kadınlardan Rahatsız oluyorum da olacak rahat olun :)

'bayan' Değil,KADIN!

Dün girdiğim bir tuvaletin arkasında bir kağıt gördüm,aynen şöyle yazıyordu; "Bayanlık Onurunuz Varsa Pedlerinizi Çöpe Kapalı Olarak Atarsınız"

Kağıt uygun şekilde sabote edildi tabi...

Nedir bayanlık onuru ya! O ne? Has be has kadınlık onurudur o. Ne demek güzelim kadın sözcüğünü gereksiz bir nezaketle 'bayan'a çevirmek??

Hayır bayan kelimesinin bazı yerlerde hoş durduğunu kabul ediyorum. Yerine göre kullanılabilir. Kurulan cümlenin estetiği için... Ama kadın sözcüğünden utanarak,onun anlamını öteleyerek yerine gereksiz bir 'bayan' oturtmak neden??

Kadın kelimesinin sözlükteki anlamı erişkin dişi insandır.Hatta başka bir anlamı da hoş,güzeldir. Bu güzelim sözcüğü kaba görmek,dışa itmek neden?!

Ama olur mu hiç, biz kadın kelimesini bekareti bozulmuş,kızlık zarı patlamış dişi varlık olarak anlamak zorundayız.Hele ki bekar bir kıza söylenmişse sözün ucu orospuluğa kadar dokunur.

Çünkü biz pek kıymetli 'bekaret zarımızı' cümle içinde bile korumak zorundayız. Kadın diye adlandırılırsak masum ve kıymetli kızlığımıza ne olur sonra... Bir kaç harfin bir araya gelerek oluşturduğu bir sözcük zarar verebilir onurumuza, erkeklerimizin onuruna... Zaten bir kaç harfin bir araya gelerek öldürdüğü kadınlarımızın ruhlarını, bir kaç kelime yüzünden taşlanan kadınlarımızın yaralarını unutmak işimize gelir bizim. Bir kaç karalama, ya da masum bir aşkı anlatan bir kaç sözcük... Bunlar kaç kadınımızın ipini çekiyor, umursamayız biz.

Kadın olmanın erdemini de kavrayamayız biz. Erişkin bir birey olarak kabul edilmek yok ki bizim kitabımızda...Güçlü,yetişkin,asil bir sözcük kadın. Biz bayan diye siktiriboktan bir sözcüğün arkasına saklanmalıyız. Korumalıyız onurumuzu, namusumuzu...

Ben gurur duyuyorum kadın diye anılmaktan, bir birey olarak saygı görmekten.

Biz kadınlar gurur duymazsak kadınlığımızdan, kimden bekleyebiliriz ki bu saygıyı?

Ben bir kadınım. Zarif, asil, narin, güçlü, masum, zeki, uysal, dik başlı, özgür, şeytan, melek, dost, düşman, yetişkin...İçinden yeni bir hayat çıkarabilen tek varlık. Bir birey. Erkekle eş. Benlik sahibi biriyim ben.

Öyleyse, bayan değil,KADIN!

Yapay Bekaret Kanı

Günlerdir düşünüyorum bu konuda. Yapay bekaret kanı çıkmış,belki milyonlarca kadının hayatını kurtaracak diye. Türkiye ve diğer Arap ülkelerini düşününce gerçekten de milyonlarca kadın. "Bekaret" zırvalığı yüzünden ölmeyecek milyonlarca kadın... Ama aklımda birşeyler oturmuyor yerine.Bunun bu kadınlar için "hayat kurtarıcı" olacağını bilsem de hayatta kalmak için bunu kullanmak zorunda olmaları çok zoruma gidiyor. Çürümüş ama hala güncelliğini koruyan bir zihniyetin kıskaçları arasında yaşamaya çalışmaları... Kadınları bu şekilde hayata bağlamak yerine bu zihniyete ortadan kaldıramamak o örümcekleri tek tek zehirleyememek çok ama çok acı...

Böyle bir ürünü kullanmak değil kullanmak zorunda bırakılmak aslında iğrenç olan diye düşünürken bu seferde "aman beni terk etmesin, ya beni istemezse" diyerek kullanacak kadınlar düşüyor aklıma. Önce anlamaya çalışıyorum. Bu kadınların hepsi kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar değil, belki sahip oldukları iğrenç bir hayat var ve mutlu bir hayat için tek çıkış noktaları bu diyorum.Yine aynı noktaya dönüyor bir nevi "hayat kurtarıcı" diyorum.

Bir kere düşünmeye başlayınca içinden çıkılmayacak kadar tünelleri,çıkmaz sokakları,karanlık noktaları olan bir konu bu.Öyle ha deyince insan aklından çıkartamıor ve bu sefer de öldürülme ya da eziyete uğrama riski taşımayan kadınların aynı düşünceyi taşıyıp " onsuz olamam,ya evlenmek istemezse " diyerek ürünü kullanma olasılığı geliyor aklıma. İstese gözlerini açıp kendi ayakları üstünde durabilecek ya da hali hazırda durabilen bir kadın...İşte bu midemi bulandıryor.Kendilerini "onsuz olmaya dayanam" diye kandırmaları ve sırf bu yüzden kendilerini yerin dibine sokmaları,kendilerine zerre kadar saygı duymamaları...

Gözlerinin içine bakıp, son sesimle bağırmak istiyorum yüzlerine:
Seni, sırf bakire değilsin diye terk edecek bir adam; seni sen olduğun için sevmiş olamaz ki zaten. O senin vücudunu sevmiştir, o vücuda kavuşma hayalini sevmiştir.O vücuda ilk ulaşan penise sahip olmanın vereceği aptal hazzı istemiştir. Seni istememiştir yani! Seni gerçekten seven adam bir zar parçasına bakıp da sevdiği kadınla mükemmel bir 50 yıl geçirme ihtimalini öyle önünden silip atamaz, atabiliyorsa da bırak atsın. En küçük zorlukta güvendiğin adam tarafından terk edilme durumunu yaşamaz, kucağında bebeğinle ortada kalmazsın en azından! Kendine gel be kadın, aç şu gözlerini!

Gerçekten bunu göremiyorlar mı anlamıyorum. Beni sırf bu yüzden terk edebilecek, ama ağladığımda göz yaşlarımı silen, güldüğümde onun da gözlerinin içi gülecek bir adam hayal edemiyorum.Sırf vücudumu keşfeden ilk erkek olmadığı için ağladığımız,güldüğümüz her şeyi silip atması bir yana henüz yaşanmamış binlerce güzel anıyı kaybetme riskini göze alabilecek bir erkek gerçekten de beni seviyor, benle yıllarını geçirmek istiyor olamaz.

Yaşamak için böyle bir ürün kullanmak zorunda kalanlara söz söyleyemiyorum. Ama lütfen diğer kadınlar "haklısın ama onsuz olamam ki" demeyin.Yalan! Olursunuz, yaşarsınız ve daha nice güzel şeylere gülersiniz.Kullanmayın ve evlenmeyi düşündüğünüz, evlenmek istediğiniz o adamın sizi ne kadar sevdiği görün. Zarınıza mı yoksa ruhunuza mı değer veriyor önce bunu öğrenin.

Bak ya...

Bazen içinizdeki sesin asla yaklaşma dediği bir kişiyi,aslında pek de umrunuzda olmayan bir kişiyi istediğiniz tutuyor mu?

Aynen öyle oldu.Pek ilgilenmezdim onunla.Bir ara ilgimi çekti ama unuttum hemencecik. Öyle hoşlanılacak biri de değil hani.Hele ki benim hoşlanacağım bir karaktere asla sahip değil ama...

Bilemiyorum...

Öyle kendinden emin,saçma bi ısrarcılığı var ki...Aptal! Asla bir şey hissedebileceğim biri değil. Ama sadece cinsel olarak; hiç bir şey hissetmeden istedim onu bir an.Baya baya istedim...

Genelde kadınların duygusal bir bağlanma olmadan bir erkeği arzulayamayacağını düşünenler pek fazla,biliyorsunuz. O da bu kişilerden. Bütün kızları götten veren, BEKARET ZARIM bozulmasın da kulağımdan bile sikilmeye razıyım diyen tipler olarak gören biri...Galiba onu istememin bir nedeni de onun bu saçma fikrine şiddetle karşı olmam ve bunu bir şekilde ispat etmek için hazır olmam...Zaten öyle aşırı bir istek de duymadım ve duyduğum basit ve ani isteği de umursamadım pek...Nitekim şu an da hiç arzulamıyorum onu. Aynı eskisi gibi.

Oluyor yani.Bir kadın hiç sevmeden,sırf istediği için birine gitmek isteyebiliyor. Neden bunu yadırgıyorsunuz? Bir erkek hissetmeden yattığında oluyor da kadın için neden olmasın...Tek gecelik ilişkiler neden kadını orospu ya da ruhsuz yapsın? Neden kadın yattığı insana bağlanmak zorunda olan zayıf,zavallı olsun?

Kadın narindir,zariftir ama neden zayıf olsun. Kadın dediğin güç ve asaletin karışımıdır.Kontrollü gücün temsilidir.Yalnızca kendisinin kontrol edebileceği bir gücün...

Nereden nereye geldim yine ya... Gece gece konuşturdunuz beni yine...

Amma acayip bi yazı olmuş galiba:)

Kompleksliyim...

Sevgili okurlarım, bu yazıyı yazan hatun,Wen, 12 kilo vermiş bulunuyor!!!İdeal kilosuna ulaşması için 2 kilo daha vermesi gerekiyor ama onun pek umrunda değil:)

Kıyafetlerim üstümden düşüyor.Eskiden düğmesini kapatamadığım için anneme -evet,annem benden zayıftı- verdiğim şortum üzerimde yazıyorum bu yazıyı.


Gerçekten!İnanmak güç ama ben 12 kilo verdim!Şimdi ise çikolataya yeniden merhaba dedim.Ama yeniden kilo almamam gerekiyor.Şimdi de bunun için kendimi tutmalıyım.Ama sınırlarımı genişlettim en azından.

Yaz geldi ve yeni bedenime uyan kıyafetler almam gerekiyor. Artık teyzemden "kilo vermem halinde alacağını söylediği" bikinileri istiyorum.Ama aynanın karşısına geçip kendime baktığım zaman gördüğüm şeyden hâla tam anlamıyla memnun değilim.Tamam,mini şortlarım ve dar t-shirt'lerimle gayet uyumlu bir vücudum oldu ama bu kadar uğraşıp yine de o incecik hatunlar gibi olamamak çıldırtıyor beni.Mesela benimle aynı kiloda olan hatunlar sütn gibiyken ben sarkıyorum.Hâla göbeğim var.Öyle küçük masum bir şey de değil. Hayır boyum kısa olsa tamam da,1.70 boyum var! Kompleksli biri haline geldim resmen.Eskiden birsürü yağım vardı ve onlarla mutluydum.Şimdi kalan azıcık yağ için neredeyse depresyona gireceğim... Ama Oath beni uyarmıştı,gittikçe daha fazlasını isteyeceksin demişti...

Ama sinirlerim oynuyor! Aylardır boğazımdan kısarak yaptığım diyet beni sadece zayıflattı.Şimdi sıkılaşmak ve yumuşacık,löp etlerimden kurtulmak için spor yapmam gerek...Bitmiyor çilem bitmiyorr!!!

Mekik,bisiklet,yürüyüş...Ben ki evde bir bardak su getirmesi için kardeşiyle dövüşen bir insanım; her sabah kalkıp spor yapmak bana ne kadar zor geliyor tahmin bile edemezsiniz.Zaten 3 gün düzenli(!) spor yapıyorsam sonraki 4 gün yatış... Ey ahali! Duy sesimi ve bana bir çare öner!!!

Şimdi tüm yağlı hemcinslerimin merak ettiği soruyu cevaplıyorum;

Nasıl kilo verdim?

Sabah kahvaltınızı iyi yapın kızlar.Ve kahvaltıdan yarım saat sonra yürüyüş veya spor yapın(imkanınız varsa).

2 saat sonra bir avuç leblebi-kuru kayısı karışımı ya da bir elma gibi bir ara öğün yiyin.

2 saat sonra öğle yemeğinizi yiyin.Yemekte ne varsa.Yalnızca porsiyonu düşürmeniz gerek. Vicdanınıza uyun,göbeğinize-selülitlerinize bakın ve porsiyonlarınızı ona göre ayarlayın:) Öğle yemeğinizin yanında yoğurt ve salata tüketmeye çalışın.

Yine iki saat sonra sabahki gibi bir ara öğün.

Ve iki saat sonra yine ana öğün...

Bu şekilde devam edin.Akşam yemeğinizde hafif şeyler yemeye çalışın ve bol salata tüketin.Akşam saat 20.00'dan sonra hiç bir şey yemeyin! En fazla meyve yiyebilirsiniz. O da çok değil:)

NOT1:Bol bol su için.Günde en az 2-2,5 litre.

Not2:Zeytinyağına yüklenin.Zeytinyağlı yemeklerde kendinizi çok kasmayın,yiyebilirsiniz.

Not3:Bu form poşet çaylardan filan içmeniz sıçmak açısından bayaa yardımcı olacaktır. Amcak 5 gün içip 5 gün ara vermelisiniz yoksa ilk 5 günden sonrakiler işe yaramamaya başlar.

Not4:Canınız çok tatlı çekerse gidip karamelli çikolata falan yerine piko filan alın:) Her gün değil! Arada bir de koyun götüne gitsin.(Kendinizi ödllendirin demenin diğer bir yolu)

Not5: Ben diyetistene gitmedim ve diyetisyen de değilim.Ama bu bir diyet listesi değil.Yalnızca yemek alışkanlığınızı düzene sokmanız için bir öneri.Aç kalma durumu yok.Annemin yıllarca TV'de izlediği diyetisyenlerden kaptıklarının bir birleşimi de denebilir bu listeye:) Üstelik deneyen herkeste başarıyla sonuçlandığını söyleyebilirim.


Unutmayın,tüm bunlar buzdolabı ve ayna arasında yapılan bir savaş.Bu savaşta sinirleriniz bozulabilir,vazgeçmek isteyebilirsiniz,benim annem ve arkadaşlarım gibi size destek yerine köstek olacak kişiler yolunuza çıkabilir!Ama asla pes etmek YOK!!!

(O kadar da değil canım:)

Küfrettim-Çok Mutluyum

Selam.Taşındık! Çok yorucu bir-iki haftadan sonra nihayet o evden ayrılabildik. Yoğunluğum nedeniyle uzun zamandır yazamıyordum ama artık(şimdilik) kafam rahat.

Geçenlerde bir arkadaşımla -X kişisi- bir kafede oturuyorduk. Eve gitmek için bizi bırakıp "yalnız kalmak için" bir yerlere giden ve eşyalarını bize emanet eden Y ve Z'yi bekiyorduk. Çok uzun bir bekleyişin ardından "Hadi bırakıp gidelim" dedim.Ama X centilmen erkek olduğu için arkadaşlarının eşyalarını bırakmak istemedi mal...

Biz böyle otururken karşı masadaki çocuk ve saz arkadaşlar sürekli bize bakıyor... Bi bokluk çıkacağını anlamak çok zor değil.Tiplerinden belli.

Neyse biz şakalaşıyoruz,gülüyoruz falan...Benim üzerimde eteğim ve gömleğim,bacak bacak üstüne atmışım. Ben rahat bir insanım,düzgün oturmak gibi dertlerim yok. Ama yine de öyle amı götü de dağıtmam yani...

Bi yarım saat sonra bu arka masadaki mal seslendi bizim X'e. Yanına çağırdı, bizimki de kuzu kuzu gitti.Oturttular bunu sandalyeye,etrafını sardılar,bayaa konuştular. Arada da dönüp bana bakıyorlar falan...Hatta masama çay gönderdiler! Sıkılma, beklerken iç diye bağırmalar,bizim X'in sırtına vurmalar falan... Piçliğin dibine vurmuş gidiyorlar anlayacağınız.

Neyse bi beş dakika sonra geldi bizimki. Masaya otururken "Düzgün otur" diye fısıldadı.Nooluyo ya!
-Ne alaka,ne dediler sana?
-Yok bi şey düzgün otur sen.
-Allah Allah... Anlat,ne dediler?
-Uzatma Wen...
Ben kadınlara özgü o motor çenemi kullanarak konuşturdum tabi.
-"Arkadaşına söyle düzgün otursun.Göz bu,kayıyo" dediler.

OHA!Oha-oha!O an sinirden kan beynime sıçradı.Bir yudum bile almadığım için buz gibi olan çayı aldım,masalarına çarptım.
-Gözünüzü de sikerim,çayınızı da! Erkek ol da bana gel söyle! Götün yemiyosa otur kıçının üstüne!

Tanrım! Onu orda boğardım ki X gelip beni zorla götürdü.Gerizekalı ya!

Döndüm,ona da bir posta saydırdım;"sen neden sustun?! Ağzının payını verseydin ya! Korkuyosan 'banane,beni ilgilendirmez' deseydin gelseydin yanıma.Niye dinliyosun onları???"

Çocuk saf saf "Kötü bi niyetleri yoktu ki" dedi biliyo musunuz! Aptal!!

Bir erkek,iyi niyetle bir kızı uyarmak isterse yanına gelir ve kulağına söyler. Hatta varsa yanındaki kadına söyletir. Azıcık baldır gördü diye bir saat inceledikten sonra eskort çağırır gibi masasına çağırıp çembere almaz kızın yanındaki adamı!



Korkaktı.Bu yüzden salağa yattı.Ama ben onun kadar korkak değildim.Rezalet çıkarabilirdim orada.Ama olmadı.Hâla düşündükçe sinirle titriyorum.Keşke gebertiverseydim orada onu.Arkamdan birsürü de laf attı piç!

Kadınlar bu gibi durumları çok sık yaşar.Benim de ilk hadisem değildi bu. Erkek daracık kotuyla bacaklarını iki yana ayırarak oturur,kimse tek laf etmez-edemez.Ama konu kadın olunca...

Ve kadınlar susar,eteklerini düzeltip başlarını öne eğer.

Olması gerektiği gibi!

!!?

Yine mi?

Hopa mitingi sırasında Öğretmen Metin Lokumcu'nun ölmesi üzerine yapılan protestoda göz altına alınan kişiler polis tarafından ağır şiddet gördü ve iddiaya göre göz altına alınan kadın ve erkekler cinsel tacize uğradı.
Bugün Fox Ana Haber'de izledim ve aklıma gelen ilk şey şu oldu: YİNE Mİ??! (Videolarını bulamadım üzgünüm)Tacize uğradığını iddia eden ve ağlama krizine giren kişi bir erkekti.Ve ağzından çıkan cümleler şunlardı:Ben orada bana yapılanları anama anlatamadım daha.Daha anlatamadım anama bile...
Kimseye anlatamayan kaç kişi var?
Yine mi??

Kadının Ne Yaşadığının Bir Önemi Var Mı?

Bazen düşünüyorum da yıllar hatta yüzyıllar geçse de değişmeyecek şeyler var; bazı insanların zihniyeti mesela... Ne olursa olsun kadını orospu diye nitelendirmekten vazgeçmeyecek zihinler...Kadın ya da erkek, bu zihniyet olduktan sonra cinsiyetin pek de bir önemi yok.

Ne olursa olsun dedim çünkü bu insanlara göre kadının ne yaşadığının pek de bir önemi yok.Tecavüze mi uğramış,çok mu sevmiş, elinde mi tutmak istemiş hiç bir önemi yok. Öyle ki tecavüze uğramış bir kadına "Kendi kaşınmış orospu"diyebilecek kadar çürümüş bir zihniyet bu.

Benim için kadının "kaşınmış" olması hiç ama hiç önemli değil.Çünkü bana göre bir kadın ne yaparsa yapsın tecavüz gibi bir şeyi hak edemez. Adamı kışkırtmış olsun, "kuyruk" sallamış olsun ne olursa olsun... Adamın arkasını dönmesi, elini fermuarına götürmemesi çok zor olabilir ama asla imkansız değildir.Ben tüm bunları söylerken "Ne kadar zor olduğundan haberin yok ondan bu kadar rahat konuşuyorsun" diyen erkekler çıkacaktır eminim. Ne kadar zor olduğunu bilmiyor olabilirim, bir erkek ile kadının dayanma sürelerinin çok farklı olduğuna inanıyorum.Ama şunu biliyorum ki bir erkek ne kadar modern, ne kadar mantıklı , ne kadar mükemmele yakın da olsa " tecavüz " kavramını bir kadının algıladığı gibi algılayamıyor. Tecavüz onlara iğrenç ve insanlık dışı geliyor ama asla bir kadının "tecavüze uğrayabileceği ihtimalini" düşündüğü zamanki şeyleri hissedemiyorlar. Kadının psikolojisini hayal edebiliyorlar ama asla o durumun yakınından bile geçmiyor tahminleri.

Çünkü tecavüze uğramak demek, birinin zorla senin bedenine hakim olması demek değildir. Birinin, ruhunu parçalara ayırıp yok etmeye çalışması ve neredeyse bunu başarması demektir. Tecavüze uğramak demek ruhunun içinde yaşadığı bedenden, hatta kendisinden tiksinmesi demektir. Suçsuz olmasına rağmen bir erkek kendinden ne kadar tiksinebilir? Emin olun bu suçu işleyip de sonradan pişman olan hiç bir erkek kendinden bu derece tiksinemez.

Kadın çok mu sevmiş birisini? Belki ilk deneyimi belki de değil, ama bu anı paylaşmak istemiş sevdiği kişiyle. Önemli olan o anı paylaşmak değil midir?Değildir oysaki.Eğer önemli olan o olsa erkek ilk geyik sohbetinde " az orospu değilmiş benimki de" der mi? Kadın orospudur zaten değil mi? Tamamen eşit koşullarda birlikte olunur ve "anı paylaşırlar" ama erkek hiç bir zaman bu derecede bir sıfata maruz kalmaz.Neden?

Dedim ya bazen düşünüyorum da yıllar hatta yüzyıllar geçse de değişmeyecek şeyler var; bazı insanların zihniyeti mesela... ya da bazı insanların suçlu olsa da suçlu ol(a)mayacağı gerçeği...

Yedim!

Havalar çok güzel değil mi? Alışveriş-flört-boş boş gezme havasıdır bu dostlar. Ben de yapmalıyım bunları.Ama bu aralar çok yoğundum.Yoğun programım bugün sona erdi.Artık aylaklık zamanıdır.Ben de yukarıdaki şeytan üçgeninin elini tutma peşindeyim dolayısıyla.

10 kilo vermiş bir arkadaşınız duruyor karşınızda!! Dolayısıyla keyifli alışveriş ve kaliteli flört zamanı gelmiş demektir benim için.Ya inanılmaz bir duyguymuş gerçekten.Önceden iç geçirerek baktığım,"size uygun beden kalmamış" cevabını aldığım kıyafetler bana sinsice göz kırpıyor vitrinlerden.Yakındır dostlar,benim olacaklar.Çok çalıştım,karşılığını alacağım!

Ama diyetimde bir sorun var,o da annem.Günü vardı cumartesi günü.Mutfak kalori kaynıyo,üstelik ben de onların yapılışına katkı sağlamak zorundayım.İşte o keklerin, tatlıların, köftelerin naçizane irademle girdikleri savaşta ağır hasarlar aldım.Ama sonunda onlar kazandı.Nasıl yedim,nasıl yedim sormayın...


Annem; hadi onu bırak, en yakın arkadaşlarım bile engel olmadılar bana sağolsunlar...

Neyse,bu da benim minik(!) ödülüm olsun bari. Geriye kalan 5 kilomu verince asıl büyük hedefim olan WAFFLE'ımı da büyük bir zevkle yiyeceğim.Eh,arada kendimi ödüllendirmeliyim değil mi...

Yalan söylüyorum.Vicdan azabı çekiyorum resmen.Çok pişmanım ama biliyorum,yine olsa yine yerim hepsini.

Ama siz siz olun,diyet yapıyorsanız eğer;nerede duracağınızı bildiğiniz konusunda kendinize çok güvenmiyorsanız kendinizi ödüllendirmeyin.

Benim verdiğim 10 kilonun da,haftasonu aldığım yarım kilonun da sırrı budur.

En kısa zamanda yeniden buluşmak üzere...

Bir kadın olarak değil de...

Bir kadın olarak çok büyük bir hata yaptım ve zayıf noktalarımdan birini açık ettim. Şu anda bunun acısını çekiyor ve yaklaşık 4 saattir kesintilerle ağlamaya devam ediyorum.

Bir kadın olarak diye başladım çünkü bir erkek olarak bu hatayı yapsaydım bu pek de bir hata sayılmazdı.Üzerime gelen ve bu zayıf noktamın üzerine basarak, yaramı kanatarak yükselmek isteyen olmazdı. Belki canımı yakmak isteyen olurdu ama bu kadar başarılı olamazdı.


Bir kadın olarak çok büyük bir hata yaptım ve canlı-cansız bir takım şeylere bağlandım. Bağlandığımı saklamadım, sevdiğimi söyledim, kendimi açık ettim. Güvendim ve inandım. Bir hata yaptım ve şimdi bağlandığım şeyler üzerinden bana saldırıyorlar.

Bir kadın olarak diyorum çünkü bir erkek olarak bu hatayı yapsaydım belki de daha dik durabilirdim karşılarında.Daha sert bakabilirdim yüzlerine, kafamı eğip göz yaşlarına boğulmuş olmazdım. Belki bir işe yaramazdı ama bu kadar aciz olmazdım.

Bir kadın olarak çok büyük bir hata yaptım ve önlerinde ağladım. "Pişman olucaksın ama" dedim. "En fazla bir hafta üzülürüm" dedi."Ondan bahsetmiyorum" dedim. "Nasıl pişman olucak mışım" dedi. "Çünkü pişman edeceğim, nasıl bağlandığımı biliyorsun" dedim.

Bir kadın olarak diyorum çünkü bir erkek olarak bunları söyleseydim daha çok ciddiye alınırdım. Bir kez daha düşünürlerdi dediklerimi. "Güçleri bize yetiyor, onlara sesleri çıkmıyor" dediğimde sessizlik oluşmaz, karşımdaki bu sözlerimden güven duyar, gülümser ve alayına gitsin derdi.

Bir kadın olarak farkındayım bazı şeylerin sonu olmalı. Bağlılığın, güvenin ve hayatın...

Kapalı Kutu

Arkadaşlarla filan oturup konuşuruz ya arada,böyle sikiş sokuş muhabbetleri döner hani.İşte o muhabbetlerden biri döndü bugün "Gizli kalmış fantezin nedir?","Cinsel olarak gittiğin en uç nokta?" gibi sorular soruluyor ve herkes dökülüyor ortaya.En meleke,en azizenin bile saçlarının arasında iki boynuzu ve eteğinin altında bir kuyruğu saklıymış meğer.Yani bunu zaten biliyorduk tabi ama,bu şekilde konuşmak,paylaşmak ayrı...

Konuşmanın geçtiği grup,bir araya gelebileceklerini hiç düşünmediğiniz insanlar.Ve başka bir yerde söylemekten çekineceğiniz bir çok gizli kalmış fantezi.Bu tip şeyleri pek de samimi olmadığınız insanlarla paylaşmak zorluyor biraz sizi ama anlattıkça açılıyorsunuz.Gizlemek için bunca çaba sarfettiğiniz bu minicik sırların aslında ne kadar olağan ve gerçek olduğunu anlıyorsunuz.Rahatlıyorsunuz...

Mesela yalnızca sizin hissettiğinizi sandığınız bazı şeyleri başkalarının da hissettağini bilmek güven veriyor size, daha rahat;daha özgür hissedebiliyorsunuz,ifade edebiliyorsunuz.

Ben bu tip konularda genelde suskun azize değilimdir,ne yalan söyleyeyim:) Genelde konuşturan taraf ben olurum. Ama yerine göre susmak da gerek.Bu zamanlarda önce diğerlerinin dökülmesini beklemek en doğrusu,en mantıklısı oluyor.Bekliyorum,sabrediyorum ve ortam yeterli kıvama geldiğinde ben de sökülüyorum tabi...

Ama bir de sökülemeyenler var.Aklından bile geçirmeyen,kendine bile bahsedemeyen...

Anlıyorum neden böyle kapalı olduklarını.Yetiştiği ortam,edindiği çevre,bilmemne bilmemne...Ama bir yerden sonra herkesin bunları aşması gerekmez mi? Bunları kabullenmesi ve bunlarla birlikte yaşamayı öğrenmesi...Bence geç bile kaldılar.Küçükken vajinamızı incelememiz,ama bunu kimseye itiraf edemememiz gibi bir şey bu.Arkadaşlar arasında bahsi açıldığnda tüm kızların "ıyy,iğrenç" demesi gibi bir şey.Ama hepsinin de yapması... Hah, işte o grubun içinde bir kız da vardır ki,o zaten yapmamıştır.Ayıptır onun için bu,gereksizdir de üstelik.Merak eder bazen ama eli varmaz ayıbına bakmaya.Çişini yapar kalkar o.Bütün olay budur onun için.

Ya da yapar bir gün,ama diğerleri artık itiraf etmeye başladığında o hâla inkar eder.Yapamaz o,söyleyemez...

Aşın artık kızlar bunları!Hepiniz yaptınız!Merak ettiniz,yaptınız,sevdiniz,bir daha dediniz, yaptınız, devam ettiniz.Bazılarınız bıraktı sonra,bazılarınız devam etti.Ama hepiniz yaptınız,yapmalısınız da.

Söyleyin gitsin.Kutsal bakire olmaya gerek yok.Öeyleymiş gibi yapmaksa zavallılık.

Unutmayın; her kadın 250 gram bilmemne olmalıdır.Eğer 500 gram bilmemne olurlarsa, tam bir bilmemne olurlar.

Not:Bu yazıyı yazan hatun 8 kilo vermiş bulunmaktadır,ilgililerin dikkatine:)

Kısa Kısa...Madde Madde...

Uzun süredir ortalarda gözükmüyorum ama merak etmeyin hala yaşıyorum. Şu aralar ilham prensim pek uğramıyor, dolayısıyla pek yazı yazamıyorum. Sadece günün başlıklarına değinip sessiz,sakin ve uykulu hayatıma geri döneceğim.

1-ÖSYM Götümü Ye!
Böyle sınav sistemi, o badem bıyıklı başkanın götüne girsin. İnsanlar o kadar sene çalışıyor, dersanelere para gömüyor sonra bir bakıyorlar cemaatçilerin elinde şifre! Diyecek söz yok ne de olsa anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az!

2-Survivor Taner, Beyzbol sopan götüne girsin!
Wendy ile dün akşam ki mesajlaşmalarımız:
Oath:Şu taner midir ne boktur akrepler yesin onu, çükünü balıklara yem yapsınlar kafasını beyzbol sopasına assınlar!
Wen:Burun deliklerinden fareler girsin.Nasılsa kafasının içi de boş onun, ferah ferah yaşar orda hayvancıklar.
Oath:Acıktığında da Ceyda'nın memelerinden kemirsin.

3-CHP'nin Bursa Milletvekili Aday Adayının Transeksüel Olmasını Destekliyorum!
Transeksüel milletvekili aday adayını destekliyorum.Bayanın adı yanlış hatırlamıyorsam Öykü Özen. Kendisini sonuna kadar destekliyorum. Zor bir dönemde aday olmuş, umarım adaylığı kesinleşir ve bu ülkede de cinsel tercihi sebebiyle ezilenlerin hakkını savunur.

4-Zonguldak Eminiyet Müdür Yardımcı Demişki:
Kadınlar dikkat çekmek için intihar ediyormuş. Ey ahali blogger sakinlerinin ilgisini çekmek istiyorum; öykeyse intihar etmeliyim!

Uzun bir aradan sonra ancak bu kadar oluyor,kusura bakmayın.Zaten annem yandan yandan çık artık da Face'e gireyim diyor.Tarlalarına bakacakmış.
Dip Not: Annemi çok seviyorum!

Sen Öyle San Bebeğim!

Bayanlar baylar: 5 hafta sonunda gururla söyleyebilirim ki 6 kilo verdim!!! Şimdi aklınızda filinta gibi bi çıtır canlanmasın ama.Çünkü 7 haftam daha var "sağlıklı besinler" ile geçecek...

Yemedim,Oath'a yedirdim,İçmedim...yok içtim.Ama sadece su.Ve artık annemin ceketini giyebiliyorum.Evet,maalesef annenizin elli küsür kilo olması çok acı bir şey.Hele ki siz sürekli şişerken.Hayır boyu da kısa değil.Kadın bildiğin zayıf ya! Ama olsun.Artık veriyorum ya kilolarımı,rahatım ki sormayın.Henüz diğer kıyafetlerini giyemiyorum ama o günler de gelecek.Ve o gün geldiğinde teyzem bana yeni kıyafetler konusunda sponsor olacakmış öyle söylüyor:) Zaten küçüklüğümden beri şişkosun diye psikolojik baskı yapardı,sonunda o da huzura erdi.

Neyse,kilo verdiğimi size de söyleyip rahatladıktan sonra asıl meseleye gelelim; erkeklerin kadın tavlama sanatı kavramından anladıkları şey nedir ya? Herkes bu konuda alim kesilmiş, "Şöylesiniz,bu yüzden böyle davranmalıyız;böylesiniz,bu yüzden şöyle çabalamalıyız..." edasında konuşuyor.Bizim nasıl olduğumuzu bize öğretmeye kalkıyorlar.

Nerden mi çıktı bu konu? Bir arkadaşımla sohbet ederken açıldı bu konu.Dikkat ettim de aslında kadınlar ile ilgilli pek de bir şey bilmiyor.Ama bildiğini sanıyor.Tamam,ayıplamıyorum.

Ama şimdi dikkat ediyorum da,herkes bu edalarda yahu! Ben bilirim siziii... bakışları var herkeste. Sen nerden bileceksin oğlum!Tam çözdüm ben bu işi dersin,pat diye yeni bi yönü çıkar ortaya.kadın bu,ne yapacağı belli mi olur?

Kadın denen mahlukat o kadar basit değildir beyler.Tamam "Biz üstün yaratıklarız,siz bizi çözemezsiniz" demiyorum.Sadece olaylara çok yüzeysel bakıyorsunuz. Duygusal,ağlak dersiniz, mesela.Yok öyle bi dünya!Kadın kadar insafsızı var mıdır acaba...Hemen bağlanır,güvenir sanarsınız ama kadın uutmaya alışmıştır beyler.Siz e olduğuu alamadan o yolua devam eder.Çok fazla ilgi ister dersiniz, ama şunu anlamazsınız:Mesele günde 3 kez sulamak değil,doğru yerden suyu dökmektir beyler.

Bu böyle uzar gider.Önyargılarınız ve genellemelerinizle her şeyin alimi sanmayın kendinizi. Sadece kadınlar için de değil,hiç bir insan bir diğerine benzemez. Ama bir kadın,hiç kimseye benzemez.


Aklından neler geçirdiği asla belli olmaz.Ama bunu yalnızca kendini savunmak için yapar.Yani siz gerçek olursanız o tam bir melektir.Ama samimi olmazsanız, çok iyi rol yapar.

Şeytan gibi...Şeytan da dünyaya kadın bedeninde gelir,çünkü en iyi saklanacağı, kimsenin tahmin bile edemeyeceği yer orasıdır.

Ve onu kimse bulamaz;)

Gel Annene!

!!! İnanamayacaksınız ama diyete başladım. Hatta 3 haftadır diyetteydim ben! 4 kilo verdim!Verdiğim kilolar kıçımı gittikçe kaldırıyo tabi:)Bir de sevgili yapsam tam olacak sanki:)

Neyse,sadece bunu paylaşmak istedim sizinle:)Yazımın konusu başka.

Bu aralar acayip şekilde bebeklere taktım.O televizyondaki bebeklere hayran hayran bakmalar,mağazalarda bebek kıyafetlerini görünce ayılıp bayılmalar...O eski Wen gitti,yerine anaç bir karı geldi oturdu...Hayır zaten diyetten midir bilmem,canım bi acayip ekşili acılı çiğköfte,bi de bol şerbetli künefe çekip duruyo...Mümkün olsa hamileyim diyeceğim ama mümkün değil:)



Neyse yine dağıttım konuyu.Bebekler diyordum.O kadar tatlı bebekler görüyorum ki... Minicik ağzını açıp kapaması,yumuk yumuk elleriyle badem kadar gözlerini ovuşturması... Oturup tüm gün bebek sevebilirim yani şu aralar. Hele o televizyonda çıkan bebekler!Huggies reklamındaki minik bebekle Hürrem'in oğlu Mehmed.Onlara ayrı ayrı ölüyorum ya!Gerçi sadece bebekler de değil,yavsu hayvanlar filan da içimi kıpırdatıyor.Eh,her şeyin yavrusu güzel,değil mi? Ama bu TV'deki bebeklerde kesin RTÜK'ün filan parmağı var...Başbakanın 3 çocuk politikasını desteklemek için yardım ve yataklık amacıyla yapıyorlar.Böyle tatlı bebekleri çıkarsınlar milletin önüne Mart Mart...Cık cık...

Ben de yuttum yutacağım Rtük'ün hilesini:) Gerçi yutsam da bi şey olmaz,zira elimde imkan yok zaten çocuk yapmak için:)

Hayır bu bebek sevgisinin bana öğrettiği tek şey şu oldu;her kadının içinde bir annelik güdüsü varmış.Benim bile...

Ama yanlış bir fikre kapılmayın ben çocuk yapmam. Ailesinin başında durbilecek biri değilim ben.Sorumsuzum...Annelik güdülerimin azmasında muhtemelen Mart'ın ve değişken havanın parmağı var.Yoksa ben çocuk yapacak insan değilim canım...:)


Ama o minik ayaklar,küçücük parmaklar...Aiiiyyy,olsa da sevsek:)


(bunu da internette buldum.Böyle çikolata mı olur ya,insan nasıl yer bunu!)

Not:Fotoğraflara bakıyorum da,ben de küçükken çok tatlıymışım yaa! :)

Şaka Gibi!

Yemek soğuktu,dövdünüz

Açık giydik,sövdünüz

Ağladık,güldünüz

Güldük,ayıpladınız

"Kaç tane geçirdim!" muhabbeti yaptınız rakı masalarında.

Meze yaptınız bizi.

Bekaret istediniz;"Benden öncesi olmasın" dediniz,sonra siz dokunmak istediniz.

Dışarıya karşı namus timsali,bana özel orospu olsun dediniz.

İstemedik,tecavüz ettiniz.

İstedik,adımızı kirlettiniz.

Değer kaybettik(!),dışarı itildik.

Örtün dediniz,açıklara baktınız.

Sustuk,üzerimize bastınız iyice.

Konuştuk,susturulduk.

Bağırdık,öldürüldük...Öldürdünüz!

Düşündük,değer vermediniz fikirlerimize,üzerini örttünüz.

Düşünmeden sürdürdük hayatlarımızı;hayvan muamelesi yaptınız.

Sevdik,aldattınız

Güvendik,yalan söyledinz.

Sustukça bağırdınız

Bağırdıkça vurdunuz,öldürdünüz!

Haklarımızı savunduk,susturdunuz;hapsettiniz.

Cesur olduk,korkuttunuz

Protesto ettik,püskürttünüz.

Çalıştık,sömürdünüz

Başardık,ayağımızı kaydırdınız

Yasakladınız,"sus otur" dediniz.

Sustuk,oturduk; başkalarına gittiniz.

Yükseldik,kıskandınız,dibe ittiniz.

Birbirinizle boy ölçüşebilmek için bizim üzerimize çıktınız pis ayaklarınızla.

Vicdanlı olduk,duygusal olduk;zayıf dediniz.

Güçlü olduk,kaltak dediniz

Vicdanımızı gömdük kalbimize,beynimizi kullndık; "Yakın kevaşeyi" sesleri yükseldi meydanlarda.

Doğurmadık, "işe yaramaz" dediniz,kenara attınız

Doğurduk, éişi bitti" dediniz,kenara attınız.

Aşık olduk, namussuz dediniz,eve kapattınız

Okuma dediniz,çalışma dediniz,konuşma dediniz,itaat et dediniz.

Kırdınız bizi,parçaladınız.Sokakta,evde,okulda,işte,trafikte,siyasettesiniz. Mahalledeki kahvede...

Siz bize neler yaptınız!

Oysa annenizdik biz sizin.Karınız,kızınız,kız kardeşiniz...

Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ydü.

Bazılarınız farkında bile değildiniz.Hoş;olsanız ne farkederdi ki...

Bazılarınızsa karşımıza geçip "Kadınlar gününüz kutlu olsun" dediniz. "KUTLU OLSUN!!"
HAH!

Yaptıklarınız yetmedi mi de dalga geçiyorsununz?



NOT:Kadına şiddette T.C. 1 numara.Son 7 yılda kadın ölümleri %1400 arttı.Evli kadınların %15'i cinsel şiddete maruz kalırken eşinden dayak yiyen kadınların oranı %42.

Ne de olsa kadın sığınma evlerinin azlığını protesto eden kadınları yaka paça dışarı attıran bir başbakanımız var...

...

Bu yazıyı okuyorsanız herhangi bir siteden herhangi bir şekilde yasaklı sitelere erişebiliyorsunuz demektir.


Eğer yasaklı bir siteye girdiyseniz bir yasağı delmişsiniz demektir.


Eğer bir yasağı deldiyseniz yasakları umursamıyorsunuz demektir.


Yasakları umursamıyorsanız başka yasakları da kırabilirsiniz demektir.


Büyük insanların kanatlarınıza vurduğu prangaları kırar gibi üzerinizdeki yasakları kırabiliyorsanız,düşünebiliyorsunuz demektir.


Düşünebiliyorsanız,haksızlıkları görüp karşılarında durabilirsiniz demektir.


Bu da birilerin işine gelmiyorsunuz demektir.


Muhtemelen güçlü birileri...


Ve onların işine gelmiyorsanız...


Tehlikedesiniz demektir.


Dikkatli olun!

Başbakandan ya da Sevgili Bakanlardan Sıra Gelirse Polisimiz Sıradan Vatandaşı da Korusun!

Ayşe Paşalı, Eylem Pesen, Nejla Yıldız, Arzu Yıldırım, Yeliz Karahasanoğlu, Ayşegül Porsuk, Sakine Akkuş, İpek Tekin ... ve daha binlerce kadın. Boşandığı kocası tarafından, eski sevgilisi tarafından, nikahlı kocası tarafından hatta kimliği belirsiz erkekler tarafından öldüren kadınlar... Birçoğunun ölümü "geliyorum" diye kapılarını çalmış, boğazına dayanmış üstelik! Yardım istemiş, polise haber vermiş, korkmuş, "koruyun bizi" demiş.Polisde "boşandıkları" için reddetmiş.Kocaları tarafından, çocuklarının gözleri önünde defalarca tecavüze uğramış öldüresiye dövülmüş kadınlar bunlar. Gözlerimizin önünde polisin ölmesine izin verdiği ve sayıları artan kadınlar bunlar...

Üzerine ne kadar çok konuşsak da hiç bir şeyin değişmediği kadın ölümleri bunlar... Zatürreden,kanserden,hepatit c den ölmüş kadınlar değil, polisin-devletin ölmesine izin verdikleri!

İzin verdikleri diyorum çünkü kendilerine sığınan kadınlara "boşanmışsınız,birşey yapamayız" diyorlar.Öldürme planları yapan eski eşin bilgisayarında delil buluyorlar " adam evin önünde duruyor, birşey yapmıyor ki" diyorlar. Kendilerine sığınan kadınlara bu cevabı veriyorlar.Peki bu kadın devletin polisine sığınıp da öldürülüyorsa diyerek birşeyler demek isterdim ama diyemiyorum.Çünkü neyi kime diyorum? Kocası tarafından sokak ortasında bıçaklanan bir kadını izlediler onlar! Adam polisin gözleri önünde karısını defalarca bıçakladı ve bu POLİS sıradan bir vatandaş gibi bu durumu izledi, hiç bir müdahalede bulunmadı, o kadını kurtarmadı!

Diyorum ya neyi kime diyorum ben? Boşanan kadınları devlet mi koruyacak? Dekolte giyen kadına taciz edeni devlet mi yargılayacak? Hayır hiç bir şey yapmayacak. Boşanan bir kadını korumaya muhtaç eden de, dekolteyi taciz sebebi gören de o değil mi? Ataerkil bir düzenin bulunduğu bu topraklarda bu düzeni kaldırmak için değil de bildiğimiz zamklamak için uğraşan da o değil mi?

En çok acıtan ne biliyor musunuz? Tıpkı Ekşi Sözlükte dendiği gibi bu polislere " Başbakanı protesto edeceklermiş" ihbarı gelseydi aynı polislerin topunu, tüfeğini, panzerlerini, biber gazlarını ve yedek şarjörlerini de alıp tam da vaktinde olay yerinde bulunacaklarını bilmek...

Çocuğum İçin...

Kocası onu aldatıyor.Kaynanasından,kocasının kardeşlerinden çekmediği de kalmadı üstelik.Karınlarını doyuracak para bulamıyor sözde kocası ama binlerce liralık telefon faturaları geliyor eve.Biliyor aldatıldığını.

Ve kocası da biliyor onun bunu bildiğini.

Ama bitirmiyor.4 senedir evliler altı üstü.Adam onu aldatmış,aldatıyor.Ama o vazgeçemiyor.

"Çünkü küçük bir kızı var"

...

Yalan!!Çocuklarını bahane edip olmayacak şeylere katlanan kadınlar;yalan söylüyorsunuz.Burda olay ne çocuk,ne aşk,ne yaşanmışlıklar.Burada olay sizsiniz.Zayıflığınız. Kendi gururunuzu sevgili kocacığınızın sikine takmışsınız, sallandırıyorsunuz. Çünkü korkuyorsunuz.Çünkü özgür değilsiniz.Ekonomik özgürlüğünüz kocanızın elinde.E,başkasının elinde olan şey sizin değildir zaten.

Kocanız çalışıyor ve size para getiriyor.Siz de evde oturup fasülye ıslatıyor, çamaşırları asıp kadın programları izliyorsunuz.Bu;sizin işinize geliyor.Para kazanmanız gerekmiyor,çocuğunuzun sorumluluğu sizin üzerinizde değil.Her şey için ocanızı suçlayabiliyorsunuz ya...Daha ne!Siz de sesinizi çıkarmıyorsunuz.Hatta belki o kadını eçer ve ben boşar korkusuyla iyice siniyorsunuz yerinize.

Ve bekliyorsunuz...Size döneceği ve her şeyin o eski mutlu günlerdeki gibi olacağı günlerin gelmesini bekliyorsunuz.Ağlayarak ayaklarınıza kapanıp af dileyeceği...Tek başınıza dimdik durmaya korkuyorsunuz çünkü."Her şey senin suçun" diyebileceğiniz kocanızdan vazgeçemiyorsunuz.

Mazlum olmak işinize geliyor.Herkes mazlumun yanındadır çünkü.Hele ki bir de sabredip bekliyorsunuz ya,iyice büyüyorsunuz millete karşı.Sizi haklı buluyor herkes. Ve siz kocanızın size göneceği günü beklemeye devam ediyorsunuz.

Ama gelmiyor...Hayat gittikçe ağırlaşan bir yüke dönüşüyor.Artık aynı yatağı bile paylaşmadığınız kocanız gittikçe agrasifleşiyor.Evde kavgasız bir an geçmiyor ve eve uğradığı nadir anlarda kavga çıkarmanız bahanesiyle ceketini alıp geri çıkıyor.



Ona gidiyor.Hatta belki başkalarına...Siz bunu biliyorsunuz ve o da sizin bunu bildiğinizi biliyor.Ama siz hâla vazgeçemiyorsunuz ondan.Gittikçe bu durumu kabullenmiş,hatta sahiplenmişsiniz çünkü.Ve kavga gürültü devam ediyor.Zayıf,zavallı bir hayatta sallanıyorsunuz.

Ve çocuklar büyüyor.Başlarına buyruk gençler oluyorlar.Kavgacı,sinirli;hatta belki madde bağımlısı, hayatta başarısız...Ve size hesap soruyorlar.Babalarına değil,zira onu zaten çıkarmışlar kalplerinden.Size soruyorlar ve "senin için yaptım" diyorsunuz.

İnanmıyorlar.Onlar için yapmadınız ki.Onları düşünseydiniz yapmazdınız zaten.
Size saygı duymadıkları için de suçluyorsunuz onları.Yine "Ben senin içi..." cümleleri...Oysa siz de kendinize saygı duymuyorsunuz.Siz kendinize duyduğunuz saygıyı yıllar önce satmıştınız ya.

Böylece çocuğunuzu suçlamaya başlıyorsunuz."Ben senin için hayatımı verdim,sen neler yapıyorsun..."Artık çocuğunuza yüklenmeye,hayatınızın hatalarını ona yüklemeye, gelecekte sizden vazgeçmesin diye vicdanının içine oturmaya çalışıyorsunuz.

Önceden kocanıza yaptığınız gibi.

Ee?..

Hani her şey yavrunuz içindi?

Herkes Sussun!

Herkes sussun ve düşüncelerini dile getirmesin.

Yazarlar kalemlerini bir kenara fırlatsın,

Ressamlar fırçalarını kaldırsın raflara,

Heykeltraşlar hünerli ellerini kessin atsın bileklerinden; 'UCUBE'ler yapmamak için,

Gitaristler,bateristler,şarkıcılar;notalarını dökmesin ortalığa.

Bilim adamları deney tüplerini kırsın atsın.

Parlak öğrenciler açlıktan okuyamasın.

Başarılı sporcular sponsor bulamasın,spor salonu bulamasın,bulduklarını da yıksın!

Kadınlar sussun,işsizler sussun,açlıktan ölen bebekler sussun,işçiiler sussun,madenciler sussun,öğretmenler sussun,şöförler sussun.

Hukukçular sussun...


Bunu mu yapalım?
Susalım mı?

Bugün başbakanımıza ağzını açıp tek bir eleştiri yapan halk mahkemelerde mi sürünsün?

Geçenlerde bir şey farkettim;halkın seçtiği insanların aslında güçlenmemesi, zenginleşmemesi gerek.Artan tek şeylerinin sorumlulukları ve halka borçlu oldukları adalet olması gerek.

Ne ilginç değil mi?..Şahsen ben bunu farkettiğim an ürperdim,şok oldum!

Çünkü biz hiç böyle görmedik...


Başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle 22 blogcu hakkında hakaret davası açıldı.

Biz ki;iki kelime edip kelimelerimizin ulaştığı yere dokunmaktan başka hedefi olmayan yazarlar,sanatçılar,halkın aydın kesimi...

Her istediğinde basın toplantısı yapıp demeçler verebilen bir kişiye bu kadar dokunduysak,

Bu kadar rahatsız ettiysek onu;

Kendi adıma çok mutluyum.

Ama o suçsuz yere yargılananlar...Onlar ne olacak?Hapislerde çürümesi gereken kişilerce şuursuzca suçlanan,televizyonlarda boy gösteren onlarca katil içinde yalnızca kalemine sarılmış insanlar?

Onlar ne olacak?

Düşünenin dostu olmaz...Düşünmek bize yasak,günah!Tehlikeli çünkü düşünenler,sorgulayanlar...

Öyleyse herkes sussun...

Alışveriş

Ciddi ciddi hastasıyım alışverişin. Yanımda birileri olsun-olmasın,cebimde şu kadar param olsun gibi dertlerim de yok üstelik. her an elimdekini sonuna kadar harcayabilirim. Bu bahsettiğim her alanda alışveriş tabi.Her türlü şeye para harcayabilirim. Ama şu aralar kıyafetlere takmış durumdayım.Her dışarı çıktığımda mağazalara giriyorum ve çıkamıyorum.

Ama mağazlarda çok uyuz olduğum bazı şeyler var;

1)Mağazada insanın arkasına takılan ve sanki o baktığın kıyafetlerin hepsini almak zorundaymışsın gibi hissettiren görevli kızlar.

Uyuz oluyorum yaa.En azından bir tane al der gibi bakıyorlar,her elimi attığıma "Bu size çok yakışır,bunun rengi de sizi bayaa açtı,bu en çabuk biten ürünlerimizden biri..." gibi bir çok teşvik edici lafla kafamı karıştırıp vicdani bir sorumluluk üslenmeme neden oluyorlar. Tersleyeceğim,ama tersleyemiyorum.O yavru köpek bakışlarıyla yeniden kafamı karıştırıp "Yok yaa...Onun da görevi bu. Hem yazık burda 3-5 kuruşa çalışıyor,öğrenciyim ben de,anlamalıyım halinden" dememe neden oluyor sürtük...Öylece alıveriyorum bir kaç parça bi'şey.Hayır burda acınacak halde olan o mu ben miyim bilemedim...

Gelelim 2.'ye:İnsanı tersleyen,bir şey sorduğunda seni sorduğuna soracağına pişman eden kasiyerler.

Onlara ayrı bir uyuzum. "Bakar mısınız,bunun fiyatı ne acaba?" "Üstünde yazıyor hanımefendi,bakarsanız görüceksiniz..."
Hayır yazsa sormayız herhalde de mi...Ha oldu da gözden kaçırdım...Azarlaman mı lazım ya!Oracıkta saçından tutup o kıyafetlerin arasında boğmak geliyor içimden.Ağız dolusu küfretmek istiyorum sürtüğe.Ama olmuyor. Öylece kalıyorum.Tekrar elbisenin orasına burasına bakıp etiket arıyorum.Oysa orada iyice bi dövmek lazım onu ya...Dövemiyorum işte.O da yazık,saatlerdir kimlerle uğraşıyor kimbilir mantığıyla susup siniyorum.Alışverişin verdiği mutluluk hormonuyla yatışıyorum...

3)Beden!!!

Beden bulamıyorum.Bir şeyi çok beğeniyorum ama beden yok!Offf! O an bütün enerjim sıfırlanıyor işte.Dünya başıma yıkılıyor...
Ha bazen de beden oluyor ama küçük bedenlerdeki gibi güzel durmuyor.O zaman da sinir oluyorum.Şöyle üstüme tam oturacak,hem zayıf gösteren hem açık hem rahat hem de şık bir kıyafet istiyorum çok mu!Bir de üstüne tezgahtar hatun gelip;o elinizdekinin bedeni kalmadı hanfendi bi de şu modele bakın isterseniz demez mi...Bir gün sinir krizi geçireceğim ama,ne zaman...

Ha bir de Kemeraltı'ndaki kotçular gibiler var onlar daha fena...Adamın elinde olsa kolumdan tutup zorla sokucak içeri beni."Sana göre de var apla!!!" Oha! "O kadar mıyım yahu!" diyip oturup ağlayasım geliyordu ama sonradan farkettim ki zaten herkese diyorlarmış bunu.O "da" bağlacını görevi dışında kullanıyorlarmış meğer.

4)Stok...
Bazı mağazalarda bir kez görüp beğendiğin bir şey bir daha asla görememe ihtimalin oluyor.Mesela birkaç gün önce bulduğum ama bedeni olmayan trençkota az önce tekrar gidip baktım ve kalmamış.Çok üzüldüm...Bedeni yoktu ama belki gelir umudum vardı. Şimdi o da yok.
Üstelik vitrinlerde gösterilen şeyleri de asla mağazanın içinde bulamam...Aradığım şeyi zaten bulamam da,en azından vitrindeki katalogdaki ürünleri bulayım değil mi?!

5)Çift etiket.
Ne uyuz şey yahu bu!Bir ürünün üzerinde iki etiket,ya da aynı 2 ürünün üzerlerinde farklı etiketler olması...Bir etiket koyun millet baksın karar versin di mi...Ama yok, alıcının kafasını karıştırmak için midir,gıcıklığına mı yapıyorlar anlamadım ama bir ürünün üzerinde birden fazla etiket olduğu zaman deliriyorum.Zaten etiketi zar zor bulmuşum,bir de siz farklı farklı fiyatlar koyuyorsunuz,alışverişin verdiği mutluluk hormonuyla karışan kafam iyice allak bullak oluyor.

6)O mağazaların aldatıcı ışıkları yok muu...İşte onlara kanıp da ışıl ışıl parladığımı sanıp kıyafet/ayakkabıyı aldığım ve eve gidince "Bu ne lan?!" dediğim öyle çok şey var ki...Bunu itiraf etmiyorum tabi çoğu zaman.Enayi görünmemek için... Ama cidden kendime çok kızdığım oluyor...

7)Bir şey satın alıyorum.Ertesi gün daha ucuzunu,daha güzelini buluyorum ya;o zaman içimde bir şeyler kırılıyor sanki.Yüreğim burkuluyor resmen...O an çok sinirleniyorum.Gerçekten!Yaşadığım acı abarttığım kadar büyük olmasa da sinirim cidden büyük oluyor ve yine kendime kızıyorum.Olan olmuş deyip yola devam etmek gerekirken...


8)Ben,elimde mağazaların içi kıyafet ve ayakkabı dolu poşetlerini taşımayı çok seviyorum!Egomu inanılmaz okşuyor.Annemle ne zaman alışveriş yapsak o torbaları birbirinin içine sokuşturmak konusunda ısrar etse de,ben buna cidden bayılıyorum!O kadar güzel bir duygu ki bu!Pazar-market alışverişi yapmış gibi eşek yükü poşetlerle değil de ünlü mağazaların tüy gibi hafif torbalarıyla salına salına yürümek gibisi var mı yahu...

9)Alışveriş kadınların terapisi gibidir ve erkekler bunu asla anlayamaz ya,işte o çok doğru.%100 işe yarıyor.Biraz paza saçıp bir iki güzel kıyafet ve ayakkabıyla, üstüne bir kaç takıyla insan feci rahatlıyor!Ha,psikologlar bundan daha ucuza geliyor belki ama,gardrobunuzu açtığınızda bir psikoloğun size kazandırdıklarını göremezsiniz;)

Ve alışveriş muhabbetiyle ilgili yazacak çok şeyim olsa da sizi daha fazla sıkmak istemiyorum:)
Son olarak:
Alışveriş düşkünlüğümüzün ve doyumsuzluğumuzun bu denli yüksek olmasının nedeni her an birbirimizle sidik yarıştırma çabası içinde olmamız aslında.Erkeklerin penis boyu ve araba muhabbeti gibi...

Kızgın mıyım;üzgün müyüm bu duruma?

Hayır!

Sonuçta rekabet iş verimini arttırır değil mi;)

Yetmez ama Evetçilere Geliyor!Bir tecavüz yetmez ama ikincisine Hadım!

Akepe bayan milletvekilleri bir yasa tasarısı hazırladılar malumunuz.Cinsel suçlara yönelik bir yasa tasarısı.Bir çok cinsel suçun cezasını artıracak bir yasa tasarısı. Ama gündeme bomba gibi düşen bu tasarısının sadece ufak bir parçası; Hadım Cezası...

Öncelikle şunu not düşeyim.Çünkü ben de ilk duyduğumda suçluların penislerinin kökten gideceğini zannetmiştim ama öyle değilmiş.İlaçla hadım etmekten bahsediliyormuş ki bu da bir tedavi demekmiş.Bu tedavi süresince suçluların testesteron seviyesi düşürülüyor,işlevsiz bırakılıyormuş.Bu da ilaç kesilene kadar devam ediyormuş.Ama bu ilacın nasıl uygulanacağı hakkında en ufak bir fikrim yok zira bu tedaviyi suçluyu serbest bıraktıktan sonra uygulamayı düşünüyorlar.

Zaten bu tedaviyi uygulamak için suçlunun bir kere tecavüz etmesi de yetmiyor illa bir ikinci tecavüz suçu daha gerekiyor.Yani sen bir kere tecavüz edip, bir daha yapmaz uslu çocuk olursan bir gün şirinleri görebilmenin yanında, hiç bir "tedavi"ye maruz kalmıyorsun.Hatırlarsanız Siirt'te iki küçük kız çocuğuna sınıf arkadaşlarından tutun da, bakkalı, manavı, hacısı hocası, okul müdürü neredeyse Siirt halkının tüm erkek nüfüsu tecavüz etmişti.Yani bu tecavüzcülerden hiçbiri "hadım" cezasına mazur kalmıyor. Neden toplu tecavüz ettiler ama her biri 1 kere etti,eee?Noldu şimdi?Tasarı bir boka yaramadı!

Bir de sarkıntılık olayı var ki al birini vur ötekine. Eğer fiil sarkıntılık düzeyinde kalırsa verilecek ceza üçte birine kadar indirilebilirmiş. Oh ne güzel tecavüz etmeyeyim ama tacizin amına koyayım!12 yaşındaki kız çoçuğunun karşısında mastürbasyon yapsan, her saat başı çocuğa taciz etsen vs oh ne ala lan.Hüseyin Üzmez gibi takıl ne de olsa fiil "sarkıntılık" boyutunda!

Bir de şu var sadece imza atmak için bile karakola gitmezlerken bir de siklerini kaldırmayacak bir tedaviye hoplaya zıplaya gidecekleri yok herhalde.Ee adamı kolundan tutup da götürebileceklerini de sanmıyorum (bkz: Hizbullahçılar)
Bak bişi daha geldi aklıma.Hani bu tedavi ile işlev kaybettiriliyormuş ya. Bu tedaviyi gören bir tecavüzcü dışarıdan viagradır,bilmem nedir bir ton şey alınca da bu etki kaybolmuyor mu? Kaybolmuyordur heralde değil mi? Kayboluyorsa tamamen göstermelik bir tedavi olur çünkü.Hem bu tedavi ne kadar süreyle uygulanacak? Bir yıl,iki yıl? Tecavüze uğrayan çocuğun, kadının ya da erkeğin psikolojik tedavisi süresince mi?

Her şeyi geçtim bu hadım cezası ne kadar işe yarayabilir ki?Tecavüz eden bir adamdan bahsediyoruz! Penisi kalkmasa nolacak lan? Tek derdi sevişmek mi bu adamın? Acı çektirmek, hakimiyeti ele almak, üstünlük kurmak,egosunu tatmin etmek... bi ton derdi var! Penisi "işlevsiz" kaldı ya da kalacak diye tüm bunları yapamaz mı sanıyor bunlar? Ulan bir ton "sexual sadist" var! Adamlarda bir ton alet var,penise ihtiyaçları yok ki! Senin o adamın beynini işlevsiz bırakman gerek arkadaşım. O adamın kadına,çocuğa bakışı değişmedikçe kökten kessen neye yarar? Çok daha kötü sonuçlar doğurur! Adam tecavüz ettiğine dair iz bırakmamak için neler yapar düşünmek bile istemiyorum.Bu tedavi başka ülkelerde de uygulanıyor biliyorum ama olay beyinde bitiyor bence.Sonuçta adam neyi nasıl algılayor,düşünüyorsa onu yapıyor.

NOT: Biliyorum tasarısı da gerçekten mantıklı bir şey de var."mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde" ibaresini kaldırıyor,iyi yapıyorlar.Bozulmaması gibi bir durumolmaz çünkü.Aferin!

Zordur Kadın Olmak

Hürriyet'te bir ek dergi gördüm.Gerçi eski ama,ben daha yeni gördüm.Aranızda görmeyenler vardır mutlaka. Çok beğendim ve sizinle paylaşmak istedim.

Burası

Bence mutlaka okuyun,inceleyin,fotoğraflara bakın...

Ben bayıldım açıkcası.Onca ünlü ismin kadınlara uygulanan şiddeti dile getirmek için çok basit görünse de içinde büyük baskılar barındıran o pozları vermesi beni mutlu etti.Tabi başta burun kıvırmalar,ben niye hayat kadını oluyorum,gibi sitemler olmamış değil:)



Ama en azından bir grup adamın kadınları anlamaya çalışması beni gülümsetti.

Geride kalan ve bunların soytarılık olduğunu düşünen onlarcasını umursamazsak oldukça sevindirici...

Çekimlerde Küçük Göğüslü Hatunlara Hayır!

Valla uzun zamandır yazı yazmamanın da verdiği paslanmışlıkla direk konuya dalıyorum; Ben bu modacıdır,fotoğrafçıdır vs mankenlerle çalışan bilimum insanın model seçerken neden küçük göğüslü hatunları tercih ettiğini anlayamıyorum arkadaş!Bak bir bayan olarak söylüyorum hiç estetik gelmiyor benim gözüme.Tamam kalk Banu Alkan göğüslü bir hatunla çalış demiyorum,diyen varsa da onu bu blogtan men ediyorum ama azıcık düşünün yahu!O ne öyle o ne! 14 yaşındaki ergenden farkı yok! Gerçi güzelim ülkemin boktan iktidarı -ve ona tapan boktan insanlarının çoğu- sayesinde 14'ünde üç çocuğundan birini doğuran ÇOCUK larımız yok mu? Var,olmaz olur mu? 12'sinde aile zoruyla;ehm..kem,küm..ııı...pardon;İZNİYLE evlenebiliyorlar çünkü. Bak şimdi bak 14'ünde çocuk doğur ama 24ünde değilsin diye içki içeme,mantık harikası değil mi? Vallahi öyle! Her neyse GAVUR İZMİR'in güzide kızlarından biri olarak tavrımı koyuyor ve esas konuya geri dönüyorum.

Ne demiştim hiç estetik değil demiştim dimi?Hatunu sağ/sol profilden çektin mi zaten iş bitti.İnsanın gözüne bu kadar mı batar bir göğüs ya? Çok çirkin çok!Direk karşıdan çeksen o zaman daha fena.Böyle garip yuvarlak bişi görüyorsunuz.Hele hele uzanmış bir poz veriyorsa en büyük hatayı yapıyor benim gözümde.Zaten uzandığın anda göğüsler yayılıyor ama bu modellerde yayılabilecek bir şey yok ki yayılsın. Zaten iki gıdım olan göğüs kaybolup gidiyor ki geriye de sadece uçları kalıyor.Hiç hoş değil yani. Bak bi hatun olarak bende böyle etkiler uyandırıyorsa hitap etmeyi amaçladığınız erkekte neler düşündürür kim bilir?

Şimdi doğruya doğru o PIRELLI takvimleri,VOGUE takvimleri kadınlara hitap edebilmek için yapılmıyor.Tamamen erkek odaklı.Fotoğrafçılarda erkek oluyor çoğunlukla. Madem öyle nasıl bu kadar memnuniyetsizlik yaratan şeyler ortaya çıkıyor hacı!VOGUE' a sözüm yok ,Paris takvimini gördüm,maşallahı olan bir hatun var orda ama her ne kadar temasını ve erkek modellerini beğensem de (bak işte bak kadına hitaben yapılsa erkek modelleri sadece 3-4 karede mi gösterir di ha!) ordaki bazı hatunları sırf göğüslerinden dolayı çok itici buldum ben.

Demem o ki sayın fotoğrafçılar... Lütfen bu kadar önemli çekimlerde küçücük göğüslü hatunları oynatmayın.(Aynı şey pornolar içinde geçerli yetkili kişiler bunu da duysun)Yani insanın baktıkça bakası gelicek model mi bulamıyorsunuz anlamıyorum ki.

PS: Vogue takvimi falan diyince hadi len o nası kadınlara hitap etmeyen bir takvim olsun ki falan diyen olursa ahada burada ve burada açınız,bakınız,öğreniniz

Muhteşem Yüzyıl


Muhteşem Yüzyıl...

Dizide birçok saçma yön bulsam da(tarihi eksikliklerden söz ediyorum,bu saçma protestoların savunduğu şeylerden değil) bu çıkan ayaklanmaları bilmemneleri destekleyenlere bir kaç soru sormak istiyorum:

Bir çok padişah evlenmediğine göre, savunduğunuz fikir doğrultusunda zinaya karşı olan pasişahlarımız nasıl tahta veliaht bıraktılar? Gökten zembille mi indi prensler,prensesler?

Bunca kadını padişah hareme neden topladı?Onlarla yatmayacaksa koleksiyon mu yapacaktı?

Her şeyin padişaha ait olduğu bir dünyada kadın kölelerle ilişkiye girmeyi kim takar ki zaten?

Padişah Hürrem'le evlenmeden önce doğan çocukları?

Osmanlı nüfusuna karışan binbir çeşit ırk?

Onca savaştan çıkıp sarayınıza döndüğünüzde Elizabeth'le mi idare ederdiniz?Siz Osmanlı padişahlarını ağzı süt kokan bebeler mi sanıyorsunuz?

Allah'ın verdiği canı almak da zina kadar büyük bir suçtur değil mi?Öyleyse idamın olduğu bir sarayda zina da olamaz mı?

Hayal dünyası...

...Aklımda daha neler vardı da...Unuttum:)

Yalan

Bir arkadaşım var,Facebook'dan tanıştığı biriyle çıkmaya başladı.Ona güvendiğini,yanında rahat edebildiğini söylüyordu bana.Öncekiler gibi değil diyordu...Ama ben emin değildim o kadar.Samimi gelmemişti bana o çocuk.Mesela;daha ilk günden çocuk başladı "Seni seviyorum"lara,"Sana bağlandım"lara.Ciddiyim.İlk buluşmalarının ertesi günü nasıl sana bağladsım dersiniz ya?Mantıklı mıdır bu sizce?
Ve 'seni seviyorum'...Bu kadar kolay mı bunu söylemek?Bu kadar?! O iki kelimeyi aklına esince söylemekten korkmayan kişiden korkarım ben.Karşısındakini incitmekten korkmuyordur o.Kolayca sever...
Asıl bunu söylemekten korkan,iyice emin olana kadar bekleyendir benim güvendiğim,bana değer verdiğinden emin olabileceğim.

Neyse...Bir hafta olmadan çocukta birden beliren bir ilgisizlik otaya çıktı.Daha doğrusu çıkmış.Arkadaşım anlatıyor bana da..."Mesajlarıma cevap vermiyor.Yalan söylüyor,sürekli şüpheli davranıyor ve saçma bahaneler sıralıyor.Çelişkilerini yakalıyorum" diyor.Ben de destek veriyorum çünkü gerçekten çocuk saçma yalanlar uyduruyor.Bunların yalan olduğunu herkes anladı artık.Bu arkadaşım en yakın arkadaşlarından olan bir çocuğa da anlatıyor olayı ve çocuk una kesin bir dille "Kendimden biliyorum,bu çocuk yalancı piçin teki" diyor.

Ve bunun sonucunda kız ve erkek kavga ediyorlar.Kavgayı başlatan taraf olan kız(arkadaşım olan);çocuktan ayrılıyor...

Buraya kadar normal,ama işin bemi çıldırtan tarafı şimdi geliyor.Kız çocuktan ayrıldıktan bir kaç saat sonra mesaj atıyor:Seni seviyorum.
Ve bundan sonra çocukta bi afra bi tafra..."Seni seviyorum,hoşçakal" dan, "seni asla unutmayacağım"a bir dram.Gören duyan birlikte ne badireler atlatmış yılların
aşıkları sanacak.Ve kız da özür diliyor.Çocuk sürekli bunalım mesajlar atıyor(toplu),kız da neredeyse yalvaracak.Kız tekrar tekrar özür diliyor ve barışıyorlar.


Salak mısın,hiç mi gururun yok,bu çocuk sana belki bir düzine yalan söyledi,bir haftada çocuğa aşık olunmaz,o seni sevmiyo belli değil mi,neden bunu yapıyosun, yalanlar sayan o;af dileyip muhtaç olan yine sensin...Neler neler söyledim.Ama yok. Kızda akıl falan yok.Arada büyük bir aşk ve güven olsaydı tabi ki buna saygı duyar, hatta aralarını bizzat kendim yapardım.Ama değer mi öyle birine?Normalde mantıklı kararlar veren biri olarak tanıdığım o kız gerçekten aşık mı oldu yani bir haftada?İnternetten tanıdığı birine bu kadar çabuk güvenebilecek kadar saf mı yoksa aslında?


Ben de barışmalarını istedim ama böyle değil.Özür dileyen,kendini kabul ettirmeye çalışan taraf o olmamalıydı.Çocuk da yalanlarla ilgili bir açıklama yapmalıydı.Bundan sonra kız korkacak onu suçlamaya,çekinecek 'Beni bırakır mı' diye.
Ama çocuğun umrunda olur mu artık?

O çocuk yine yalan söylemeye devam etmez mi şimdi? Nasılsa kız avcunun içinde. Sıçmaz mı kızın güveninin orta yerine...

Bu kadar mı muhtaçtı o kız o çocuğun sevgisine? Onu sevebilecek kişilerle tanışacakken belki...Üstelik onu aldatmış,ona yalanlar söylemiş bunca erkek varken... Bu kadar mı gerekliydi bir erkek?

Ee,ne diyorsunuz?Kız mı daha aptaldı bu hikayede,erkek mi daha şerefsiz?

Yoksa yanılan ben miyim?